ÇOCUKLUK DÖNEMİ

ÇOCUKLUK DÖNEMİ

Bebeklikten sonra gelen bu dönemde çocuğun gelişmesi daha çok göze çarpar. Çocukluk dönemini 2-6 yaşları arasında yer  alan  okul öncesi dönemi  ve daha sonrası olan ilkokul dönemi diye ikiye ayırabiliriz.

Çocuklarda Fiziksel  Gelişim:  Yürümeyi rahatça başardıktan sonra koşmayı, atlamayı öğrenir. Merdiven çıkar, giyinir. 5-6 yaşlarında sekmesini bilir. Pabuçlarını bağlamayı becerir. Salıncakta sallanmak, ip atlamak gibi oyunları öğrenmek yoluyla 10 yaşına kadar hızlı bir gelişme gösterir.

Dil gelişmesi de hızla ilerler. 2 yaşında kurduğu basit cümleler gittikçe gelişir. Zamanla kelime hazinesi zenginleşir.

Çocuklarda Zihin Gelişimi: Çocuklar çok meraklıdır. Küçük yaşlarda orayı burayı karıştırarak başlayan bu merak, okul çağında sistemli araştırmaya yönelir. Benzerlikleri, ayrılıkları görme; renk tanıma küçük yaşlarda başlar. Dikkat önceleri çabuk dağılır. 5-6 yaşında daha uzun süre bir işin başında kalabilirler; 15-20 dakika kadar. İlkokul çocukları ise artık dikkatlerini toplama gücüne erişmişlerdir.

Çocuk 6 yaşına kadar hayalle gerçeği ayıramaz ama 7 yaşından sonra bunu yapabilir ve hayal âlemi gelişir, masallara, serüvenlere bayılır.

Çocuklarda Sosyal Gelişim: Çocuk kendini dünyanın merkezi sanır. Her şey kendisi için var diye düşünür. Çok küçük yaşlarda kendini annesiyle bir tutar. Yavaş yavaş kişiliği belirir. Çevresiyle yani ilk önce ailesi, sonra arkadaşları, daha da sonra okulu ile ilişkileri artar. Böylelikle kendine dönük ve kendini merkezi gördüğü bir dünya anlayışından karşılıklı anlaşmaya dayanan bir toplum görüşüne geçer. Arkadaşlarına kendi dertlerini anlatıp onların sıkıntılarını sezmeye, onlarla anlaşmaya başlar.

Heyecanların  gelişmesi: Zamanla duygularını, heyecanlarını anlamaya, onları  anlatırken  daha ölçülü olmaya başlar. Kendine güveni gelişir. Küçüklükten  gelen  birtakım  korkuları zamanla azalır, kaybolur.

ÇOCUKLARDA BAKIM VE EĞİTİM

Çocuğun  büyüme  çağında kalori ve vitaminlere ihtiyacı vardır. Dinlenmesi için uykusuna dikkat etmelidir. Bu, yemek kadar önemlidir. Hareket etmek, koşmak, zıplamak en büyük ihtiyaçlarındandır. Çocuğun beden gelişmesinde önemli rol oynar. Onun için buna imkân yerilmelidir.

Çocuğun bağımsızlık duygusunu da geliştirmesi gerekir. Kendi kendine karar verebilmek için bazı şeyleri kendi çözmelidir.

Öğrenmek de bir ihtiyaçtır. Durmadan soru sormaya kalkar. Bu isteği baltalamamak gerekir. Çocuğun ileride sağlam bir kişiliğe erişmesi aslında eğitimine ve bağımsızlık duygusunun gelişmesine bağlı olduğu kadar öğrenme isteğinin ve soru sorup, nedenleri, niçinleri durmadan karıştırmasının baltalanmamış olmasına da bağlıdır.

Başarma duygusu da önemlidir. Zaten  değer verilmesi gereken şey, çocuğun bir şeyi çok iyi yapması değil, sonuç kötü olsa bile, yaparken gösterdiği çabadır. Çünkü çocuk için önemli olan, bir işi yapabilmektir.

Çocuklar genellikle büyüklerden daha yaratıcıdırlar. En büyük yaratıcıların çocuklarla ressamlar olduğu söylenir. Büyükler sonuçlarla, yararlarla, gururlarıyla ilgilendiklerinden yaratıcılıklarını kısmışlardır.

Sevmek ve sevilmek de önemli bir ihtiyaçtır. Hatta belki ihtiyaçların en önemlisidir. Çocuklar dünyaya güven, cesaret, yaşama ve yaratma isteklerini biraz da bu sevgi kaynağından alırlar.

Çocukluk Dönemi
Çocukluk Dönemi

 

ANADOLU BEYLİKLERİ

ANADOLU BEYLİKLERİ

XIII, yüzyılda Anadolu Selçuklu devletinin yıkılmasından sonra Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde kurulan küçük Türk beylikleri, tarih kitaplarında toplu olarak Anadolu Beylikleri adıyla anılır. Okumaya devam et ANADOLU BEYLİKLERİ

TÜRKLERİN ANADOLUYA GELİŞİ VE YERLEŞMESİ

 TÜRKLERİN ANADOLUYA GELİŞİ VE YERLEŞMESİ

Türkler, kendilerini denize kavuşturacak olan Anadolu’ya daha X, yüzyıldan başlayarak akınlar yapmaya başlamışlardı, XI, yüzyılın başlarında bu akınlar sıklaştı, 1049’da Kutalmış Bey Pasinler ovasında büyük bir Bizans ordusunu yenerek 100 000 esir ve 15 000 araba dolusu ganimetle geri döndü. Sultan Alp Arslan 1071‘de Anadolu’nun kapılarını Türklere açtı, Anadolu’ya gelip yerleşen bir çok Türk boyları, Selçuklular’la Bizanslıların çekişmelerinden yararlanarak ülkede uç beylikleri kurdular, Bu uç beylikleri, Anadolu Selçuklu Devleti zamanında iyice gelişti, Bunların en yeni ve en güçlülerinden biri Oğuz Türklerinin Kayı boyundan gelme Osmanoğulları’ydı, Anadolu Selçuklularının hükümdarı Gıyasettin Keyhusrev,  1243 yılında bir süredir Anadolu’ya saldırmakta bulunan Moğollarla yaptığı son savaşta yenilince, imparatorluğu parçalandı. Bu olay üzerine zaten bir zamandır Selçuklular’a ancak sözde bağlı olan uç beyler bulundukları yerlerde egemenliklerini ilân ettiler.

Türklerin Anadoluya Gelişi ve Yerleşmesi
Türklerin Anadoluya Gelişi ve Yerleşmesi

ANADOLU HAKKINDA BİLGİ

ANADOLU HAKKINDA BİLGİ       

Türkiye’nin Asya kıtasındaki top­raklarına Anadolu denir. Anadolu Türkiye topraklarının % 97’sini mey­dana getirir; nüfusun % 80’ı Anado­lu’da oturur. Yüzölçümü iz düşüm alanı olarak 755 688 km2,  gerçek alan olarak 790 200 km2, nüfusu ise 2007 nüfus sayımı sonuçlarına göre 70,  586,  256 kişidir. Eskiden Küçük Asya ya da ön Asya da denmiştir, Türkler ise çok ön­celeri Roma imparatorluğunun Asya kıtasındaki topraklarına Diyar-ı Rum, Memâlik-i Rum diyorlardı, ki bu keli­me Roma sözünden geliyordu.  Okumaya devam et ANADOLU HAKKINDA BİLGİ

ÇEŞİTLİ ÇİÇEKLER

ÇEŞİTLİ ÇİÇEKLER

 

Begonya
Begonya

 

BEGONYA, güzel renkli, etlice yaprakları olan bir süs bitkisi ve çiçeğidir. Bitki, bahardan sonbahara kadar çiçek verir. Nemli ve güneşin yakıcı ışınlarına kapalı toprağı sever. Bahar başlarında saksıya dikilir. Burada yumrulanır; mayıs sonuna doğru filizlenen yumrular çıkarılarak daha büyükçe bir saksıya dikilir. Bol bol sulamak ister.

 

Erguvan

 

ERGUVAN, bahçe ve parkların gözdesi olan, eflatunla kırmızı arası renkte bir çiçektir. . Akdeniz iklimi gibi ılımlı iklimleri sever. Baharda ağacın dalları bu güzel çiçeklerle süslenir.

 

Ful
Ful

 

FUL, güzel kokulu ve fındık gülüne benzeyen beyaz bir çiçektir. Taşkırangil denilen bitki ailesinden olan bir ağaççıkta yetişir. Bu bitkilerin kimi büyük, kimi küçük olur.

 

 

Fulya
Fulya

 

FULYA, nergisgillerden bir süs bitkisi ve çiçeğidir. Güzel kokulu olur; sarı renklidir. Daha çok güney Avrupa ve kuzey Afrika’da bulunur. Bitki, soğandan yetişir. Bunlar sonbaharda dikilir. Çiçekler nisanda görünür. Limonluklarda yetiştirilirse ocak ayı içinde çiçeklenme olur.30 cm’lik saplar üzerinde 3-6 çiçek görülür.

 

Gelincik
Gelincik

GELİNCİK, yazın kırlarda yetişen, açık kırmızı renkli güzel bir çiçektir. Çiçeğin yaprakları iri ve büyüktür. Tohumları kuş yemi olarak kullanıldığı gibi güzel kokulu olduğu için pastacılıkta da işe yarar. Gelincik yapraklarından şurup ve reçel yapıldığı da olur. Gelincik haşhaş, kırlangıçotu gibi bitkilere örnek alınan bir bitkidir. Yurdumuzda, İran’da, Hindistan’da çok miktarda yetiştirilen haşhaş bitkisinin çiçeği de gelinciğe benzer; yalnız beyaz renklidir. Bundan tıpta yararlı olan uyuşturuşu maddeler elde edilir. Afyon} morfin kodein “bu maddelerin örneğidir. Kontrol altında tutularak elde edilen bu maddeler tıpta yararlı olmakla birlikte, gizlice de elde edilerek satılmakta ve uyuşturucu maddelere alışmış kimselere ulaşıp zararlı olmaktadırlar.

 

Kuzgunkılıcı
Kuzgunkılıcı

GLAYÖL, «KUZGUNKILICI» adı da verilen bir süs bitkisidir. Yaprakları in ce ve uzundur. Çiçekler genellikle pembe olursa da başka birçok renkleri de görülür. İyi bir yaz çiçeğidir; çünkü güneşi sever. Yalnız iyi bakım gerektirir. Gübreli, iyi bir toprağa dikilmek ve bol sulanmak ister. Soğandan yetişir.

 

Gül
Gül

GÜL, çok güzel çiçek açan bir bitkidir. Binlerce çeşidi vardır. Bazıları bodur ağaçlarda, bazıları çalılarda, bazıları da tırmanıcı olarak yetişir. Ayrıca renkleri de binbir türlü olur. irilik ve ufaklıları onları birbirinden ayıran başka bir özelliktir. Güzel renkli, hoş kokulu, göz alıcı biçimli olurlar. Bazıları yılda bir defa açar; yediveren adı takılan başka türeri de sık sık çiçek verir. Gül, genel olarak ılıman iklimleri sevdiği halde çok değişik yerlere kolayca uyma özelliği gösterir.

 

Hanımeli
Hanımeli

HANIMELİ, sarmaşıkta yetişen güzel kokulu bir çiçektir. Sarmaşık yaz kış yeşil kalır; bu yüzden ev bahçelerine dikmek için ısrarla aranan bir bitkidir. Boruya benzeyen biçimdeki çiçekleri beyaz ya da sarı renkte olur. Dip-lerindeki besili, tatlı balözü arıların çok sevdikleri bir maddedir. Hanımeli yetiştirmek hiç de güç değildir. Duvar diplerinde, çardaklarda kendi kendine yetişen bir bitkidir.

 

Kamelya Çiçeği
Kamelya Çiçeği

 

KAMELYA, bazan Çin gülü, Japon gülü de denilen büyük beyaz ya da kırmızı, pembe çiçek açan bir bitkidir. Aynı adı taşıyan süs bitkisinde yetişir. Hoş kokuludur. Bol su isteyen, serin yerlerde, siyah toprakta yetişen bitkinin yaprakları yaz kış yeşildir ve yaz kış çiçek açar.

 

Karanfil
Karanfil

KARANFİL, güzel kokulu, pembe, kırmızı, beyaz ya da alaca renkli çiçek açan bir bitkidir. Daha çok ekim ve mart aylarında belirir. Limonluklarda yetiştirilenlerden her zaman çiçek alınabilir. Bol güneş ve ışık ister. Bol gübreli, kumlu toprakta iyi yetişir. En çok aranan çiçeklerden biridir.

 

 

Kartopu Çiçeği
Kartopu Çiçeği

 

KARTOPU, yurdumuzda çok rastlanan iri, beyaz bir çiçektir. Bitkinin yaprakları 3 dilimlidir, çiçekleri iki şekillidir. Kırmızı renkte zeytinsi bir yemişi olur.

 

 

Kasımpatı
Kasımpatı

KASIMPATI, KRİZANTEMadı da verilen iri, katmerli bir çiçektir. Türlü renkte olur. Sonbahardan kışa kadar açar. Kasımpatının ilginç bir özelliği çelik adı verilen kısa dalların toprağa dikilmesiyle yetiştirilebilmesidir. Bitkiden bir dal koparılır, toprağa dikilir. Bu iş nisanda yapılır. Dal tutup da kök salınca gübreli, kumlu bir toprağa aktarılır. Bol bol sulanır.

 

Lale
Lale

LÂLE, çok sevilen bir çiçektir. Değişik renklerde olur; alacalı olanlara da rastlanır. Yaprakları ince uzundur. Soğandan yetişir. Soğanlar sonbaharda dikilir. Baharda çiçek açar. Soğuk aylarda soğan toprağın derinliklerine kayarak kendini korumaya çalışır; bu yüzden toprak bir hayli gübreli ve kumlu olmalıdır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında lâlecilik çok önem kazanmıştı. Özellikle XVII. yüzyılda birçok lâle meraklısı görülmedik lâle yetiştirmekte birbiriyle yarış ederdi. Bu yüzden de o çağa Lâle Devri denilmiştir. O sıralarda Avrupa lâleyi Anadolu’dan alarak götürdü. Özellikle Hollanda’da lâlecilik çok gelişti. Böylece zamanla Anadolu-da lâlecilik önemini yitirirken Hollanda bu konuda öne geçti. Bugün bile Hollanda lâle ülkesi diye anılır.

 

Lavanta Çiçeği
Lavanta Çiçeği

 

LAVANTA ÇİÇEĞİ, başak durumunda yetişen güzel kokulu, mavi ve mor renkli bir çiçektir. En büyük özelliği taşıdığı esansın elde edilerek ıtırcılıkta (yani güzel koku yapma endüstrisinde) kullanılmasıdır. Ayrıca çiçekler kurutularak keseler içine yerleştirilir ve sandıklarda, dolaplarda duran çamaşırların arasına konur.

 

Leylak
Leylak

 

LEYLAK, salkım biçiminde koni gibi toplanmış, beyaz, açık kırmızı ve mavimsi bir pembelikte renkleri olan bir çiçektir. Güzel kokuludur. Bu çiçekler yüksekliği6 m’yi bulabilen ağaçlarda yetişir. Dünyanın her yanında görülen bir ağaçtır. İlkbaharda çiçek açar.

 

Manolya
Manolya

MANOLYA, iri beyaz, limon çiçeği kokusunda bir çiçektir. Yetiştirilmesi de bakımı da çok özen isteyen bir çiçektir. Duru beyaz çiçek koklanınca sararır. Ağacı ancak 16 yıl sonra çiçek açmaya başlar. Çok aranan bir süs ağacıdır; bu yüzden bahçelerde, parklarda en güzel köşelere dikilir.

 

menekşe
menekşe

MENEKŞE, kırlık yerlerde kendiliğinden biten bir çiçektir. Yürek biçimi yaprakları vardır. Çok güzel kokulu ve mor renklidir. Aslında buna mor menekşe de denir; çünkü menekşeye benzemekle birlikte apayrı bir tür çiçek olan hercai menekşeden ayırmak gerekir; bu sonuncunun renkleri alacalı olduğu için alacalı menekşe de denilir. Mor menekşenin ilginç özelliklerinden biri dallarının kıvrılarak yere doğru dönmesi, değme noktasında toprağa kök salıp yeni bir bitki ortaya çıkarmasıdır; böylece ana bitkiye bağlı, yan yana sıralanan bitkicikler göze çarpar.

 

Mimoza
Mimoza

 

MİMOZA, sarı, beyaz ya da menekşe renginde olan, daha çok sıcak iklimlerde yetişen bir çiçektir. Birçok türleri vardır. Bitkinin yaprakları akasya yaprağına benzer.

 

 

Nergis
Nergis

NERGİS, lâle gibi soğanla üretilen, güzel, keskin kokulu, beyaz ya da sarı bir çiçektir. Ya ayrı ya da bir köksap üzerinde şemsiye durumda, açılmadan önce bir yenle örtülü bulunurlar. Soğanı sonbaharda ekilir. Çiçekler baharda açar. Genel olarak nergis gölgelik yerlerin çiçeğidir.

 

Nilüfer
Nilüfer

NİLÜFER, durgun, tatlı sularda yetişen bir bitki ve çiçeğinin adıdır. Beyaz, sarı, mavi ya da pembe renkli olur. Uzun sapları suyun yüzeyine erişir; burada çiçekler ve yapraklar belirir. Bu. yüzden yapraklar ve çiçekler suyun üstünde yüzüyorlarmış gibi dururlar. Çiçekler oldukça iri yapraklıdır. Bitki temmuz ayında çiçek verir. Nilüferin bir özelliği de güneşin batmasıyla açılması ya da kapanması-dır; çiçek hiç bir zaman 24 saat açık kalmaz; türüne göre ya gece ya da gündüz tekrar açılmak üzere kapanır.

Orkide
Orkide

 

ORKİDE, genel olarak sıcak iklimlerde yetişen, başka iklim kuşaklarında ancak limonluklarda yetiştirilebilen, sayısız türleri olan güzel bir çiçektir. En. değerlileri Hindistan’da, Avusturalya’da bulunur. En azından 6 000 türü olduğu söylenir.

 

 

Ortanca
Ortanca

ORTANCA, türlü renkte çok güzel çiçek açan bir bitkidir. Serin, gölgeli yerlerde yetişir. Kolay boy attığı ve ince saplı olduğu için kırılma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu yüzden ortancayı iple duvara bağlamak ya da bir direğe tutturmak her zaman yararlıdır.

 

 

Papatya
Papatya

PAPATYA, kırlarda kendiliğinden yetişen küçük bir çiçektir. Ortası sarı, taç yaprakları beyaz olur; taç yapraklar bazan sarımsı, hatta kırçıllı da olabilir. Toprak altında bulunan köksü bir sap yıldan yıla durmadan çiçek verebilir. Papatya yalnızca bir süs çiçeği değildir; ayrıca kurutulup kaynatılınca çay gibi içilebilir. Papatya suyunun barsak ve göğüs yumuşatıcı olduğu ve saçlara iyi geldiği de bilinir.

 

Sümbül
Sümbül

SÜMBÜL, salkım biçiminde açan, çok değişik renklerde olabilen güzel kokulu bir çiçektir. Bitkisi soğandan yetiştirilir. Çiçekler baharda açar. Renkleri beyazdan mora, maviden alacalıya kadar değişir. Bir zamanlar lâle gibi Türkiye’de çok aranan ünlü bir çiçekti; Anadolu’dan Avrupa’ya yayılmıştır.

 

 

Şebboy
Şebboy

 

ŞEBBOY, salkımlar halinde açan sarı, mor renkli bir çiçektir. Bazı türleri katmerlidir. Güzel kokuludur. Bahçelerde ya da saksılarda yetiştirilir.

 

 

Yasemin Çiçeği
Yasemin Çiçeği

 

YASEMİN, sarı, beyaz ya da kırmızı renkte olabilen güzel kokulu bir çiçektir. Esansından ıtırcılıkta yararlanılır. Ayrıca dallarından oyarak ağızlık yapıldığı da olur.

 

 

Yıldız Çiçeği
Yıldız Çiçeği

YILDIZ, dalya adı da verilen katmerli bir çiçektir. Genel olarak mavi renkte olursa da bazen çok değişik renkte olanları da görülür. İlk önce Orta Amerika’da bulunmuştur. İspanyollar onu oradan bütün dünyaya yaymışlardır. Yıldız çiçeği yumrudan yetişir; yumrular bahar sonuna doğru dikilir. Böylece soğuklardan korunmuş olur.

 

 

Zambak
Zambak

ZAMBAK, çok eski zamanlardan beri bilinen ve değer verilen iri bir çiçektir. Değişik renklerde olur. Yumrudan yetişir. Bahçelere dikilecek olan yumrular için kendi yüksekliğinin 3 katı çukurlar açmak gerekir.

 

Belçika

Belçika

Avrupa’nın kuzeybatısında, küçük bir devlettir. Kuzeyde Hollanda ve Kuzey denizi, doğuda Batı Almanya ve Lüksemburg, güneyde ve batıda Fransa ile çevrilidir.

Belçika, toprak bakımından Avrupa’nın küçük ülkelerinden biridir. Ama nüfus yoğunluğu bakımından dünyada önemli sıradadır. Ülkenin yüzölçümü 30 528 km2, nüfusu 10 800 000, başkenti 1 400 000 nüfuslu Brüksel’dir. Okumaya devam et Belçika

Atatürk’ün Resimleri

Atatürk’ün Resimleri

Atatürk ve resimleri, Atatürk’ün resimleri, Atatürk’ün fotoğrafları, Atatürk resimleri, Atatürk ve Cumhuriyet resimleri, siyah beyaz Atatürk resimleri, Mustafa Kemal resimleri, bayrak ve Atatürk resimleri,  Atatürk fotoğrafları, Atatürk’ün çocukluk resimleri, Atatürk devrim resimleri, Atatürk ve spor resimleri, Atatürk photos, Atatürk image, Atatürk pictures, anıtkabir resimleri.

Atatürk Resimleri

Atatürk Resimleri hakkında yorum yazarak sizde katkıda bulunabilirsiniz.

 

Atatürk resimleri
Atatürk resimleri
Siyah beyaz Atatürk resimleri
Siyah beyaz Atatürk resimleri
Bayrak ve Atatürk resimleri
Bayrak ve Atatürk resimleri
Atatürk devrim resimleri
Atatürk devrim resimleri
 Mustafa Kemal resimleri
Mustafa Kemal resimleri
Atatürk ve spor resimleri
Atatürk ve spor resimleri
Atatürk'ün çocukluk resimleri
Atatürk’ün çocukluk resimleri
Anıtkabir resimleri
Anıtkabir resimleri
Atatürk'ün en güzel fotoğrafı
Atatürk’ün en güzel fotoğrafı
Atatürk image
Atatürk image

 

Yorum yazın Tüm Türkiye Sesinizi Duysun…!

 

Moğol İmparatorluğu Yıkıldıktan Sonra Kurulan Devletler

Moğol İmparatorluğu Yıkıldıktan Sonra Kurulan Devletler

Cengiz Han’ın kurduğu Büyük Moğol imparatorluğu dağıldıktan sonra şu yeni ülkeler kuruldu:  Okumaya devam et Moğol İmparatorluğu Yıkıldıktan Sonra Kurulan Devletler

Moğol İmparatorluğu

Moğol İmparatorluğu

Cengiz Han (1167-1227), büyük Moğol imparatorluğunun kurucusudur. Adının Moğolcadaki söylenişi Çingiz’dir ki, bu kelimenin Türkçe deniz anlamındaki ten giz’den geldiği söylenir. Asıl adı Timuçin’dir. İmparatorluğunu ilân ettikten sonra Cengiz adını almıştır.

Cengiz, Amur nehrinin kollarından Onon ırmağı sahilinde doğdu. Babası Yesügey  Bahadır adında bir boy beyiydi. Genç yaşta ölünce Timuçin’le kardeşleri pek güç durumda kaldılar, gençlik yıllarını mücadelelerle geçirdiler.

Timuçin, bazı Türk ve Moğol kabilelerini çevresine toplayarak bir devlet kurma yoluna gitti. Soylu ve eski bir aileden olduğu için kabileler ona güveniyor, saygı duyuyordu. Çok geçmeden, düşmanlarını ortadan kaldıran Cengiz 1203 yılında kendisini hükümdar ilân etti.

Hükümdarlığını ilân eden Timuçin, 1206 yılından sonra da, Cengiz adını alarak, imparator oldu. Cengiz 10 000 kişilik birliklerden meydana gelen bir ordu kurmuştu. Bu birliklere tuman (tümen) deniyordu. Orduda çok sıkı bir disiplin vardı. Öte yandan 1209’da Uygur Türk devleti, 1211’de Karluk Türk devleti Cengiz imparatorluğuna katılmış bulunuyordu.

Cengiz, 1211 yılında, kuvvetli ordusuyla Kuzey Çin imparatorluğunun üzerine yürüdü. 1215’te dört oğlu da yanında olduğu halde, pek çetin savaşlardan sonra imparatorluğu topraklarına kattı; Pekin’i (Türkçe’si Hanbalık  yani imparator şehri) aldı; artık «Çin fatihi» olarak üstün bir şeref kazanmıştı.

Cengiz daha sonra gözünü Türkistan’daki Harzemşahlar Türk imparatorluğuna dikti. 1218 yılında 200 000 kişilik bir orduyla Harzemşahlar devletinin üzerine yürüdü. Son Harzemşah’ın kahramanca karşı koymasına rağmen, ülke sonunda Cengiz imparatorluğuna katıldı. Cengiz bu çok başarılı seferden sonra Moğolistan’a döndü ve 1227’de öldü.

Cengiz, dünya tarihinin en büyük imparatorluklarından birini kurmuştu. Dünyanın en büyük imparatorlukları olan Roma, Osmanlı ve Britanya imparatorlukları bile onun kadar büyük bir alana yayılmamıştır denebilir. Ancak, bu imparatorluk çok ömürsüz oldu.

Cengiz ölmeden önce, imparatorluğunu dört oğlu arasında paylaştırmıştı. Büyük oğlu Cuci, Cengiz’ den önce ölmüştü. Onun hissesine düşen parçada oğullarıyla torunları Altınordu devletini kurdular. İkinci oğlu Çağatay Han’a düşen parçada Çağatay imparatorluğu kuruldu. Üçüncü oğlu Ügedey Han babasının yerine geçmiş, küçük oğlu Tuluy Han’ın çocukları ise Çin’de Yuan, Yakın Doğuda İlhanlı imparatorluklarını kurmuşlardır.

Moğol imparatorluğu yıkıldıktan sonra kurulan devletler hakkında bilgi almak için tıklayınız..

 

Moğol İmparatorluğu
Moğol İmparatorluğu

BİTKİLER HAKKINDA BİLGİ

BİTKİLER HAKKINDA BİLGİ

Bitki bittiği toprağa kökleriyle tutunarak gelişip döl veren ve hayatını tamamladıktan sonra kuruyarak varlığı sona eren canlıların genel adıdır: Yosun, çiçek, ot ve ağaç gibi…

Dünyada bulunan bütün varlıklar canlı ve cansız diye ikiye ayrılır. Canlılar da iki büyük bölüme ayrılır: Hayvanlar ve bitkiler. Biz insanlar, gerçekte hayvanların bir parçasıyız.

Çevremizdeki bahçelerde, kırlar da ve dere kıyılarında çeşit çeşit çiçekler, otlar ve ağaçlar görürüz. Bunların bazıları seçilemeyecek kadar küçücük, bazıları ise 20-30 myüksekliktedir. Çeşitleri yüz binle ri aşan bu büyüklü küçüklü bitkileri teker teker incelemek çok güçtür. Bu güçlük göz önüne alınarak, bitkilerin ortak özellik gösterenleri kümelendirilmiş, bütün bitkiler sınıflara ayrılmıştır. Böylelikle bir kümeden bir bitkiyi inceleyerek, ortak özellik gösteren öbür bitkiler üzerinde de bilgi edinilmesi kolaylaşmıştır.

BİTKİLERİN YAPISI

Bütün bitkilerin yapısı birbiri ne benzer. Dünyadaki bütün canlılar böyledir. Kokladığımız bir karanfil ile, okşadığımız bir kedinin yaratılış bakımından birbirlerine benzediklerini hiç düşündünüz mü? İlk bakışta, bitkileri hayvanlardan ayırmak kolay görünür. Gerçekte ilkel bitkilerle, ilkel hayvanların yapılarında fark yoktur. Bitkiler de hayvanlar gibi solur, büyür ve yediğini sindirir. Aralarındaki ayrılık, hücre yapısında dır. Bitkilerde hücre çevresi sağlam bir zarla çevrilidir. Hayvanların (insanlar da bu sınıftandır) hücrelerinde ise zar yoktur. Sonra bitkiler besinlerini güneşin yardımıyla kendi kendilerine yaptıkları halde, hayvanların hepsi hazır yiyecek, yani öteki hayvanlarla bitkileri yerler. Bir de hayvanlar ve in sanlar bir yerden bir yere gittikleri halde, bitkiler hareket edemezler.

Bitki yapısının parçaları şunlardır:

Hücre: Öteki canlılarda olduğu gibi, bitkiler de ancak mikroskopla görülebilecek hücre denilen küçük birimlerden yapılmıştır. Hücrelerin çevresi zarla çevrilidir. Hücre zarının çevrelediği hücrenin içi iki kısımdır: 1) Hücre plazması (sitoplazma). Sitoplazma içinde canlı ve cansız elemanlar vardır. 2) Çekirdek.

Dokular: Hücreler sürekli olarak bölünür ve çoğalarak hücre topluluklarını (dokuları) meydana getirirler. Dokular, bitkilerin enine boyuna büyümelerini, aldıkları be sini sindirmelerini ve yıpranınca onarımı sağlarlar.

ORGANLAR: İnsanların gövdeleri, bacakları, başları ve kolları gibi bitkilerin de ayrı ayrı organları vardır. Bir bitkinin organları şu bölümlere ayrılır:

Kök : Bitkiyi toprağa bağlayan organdır. İnsanların ayaklarına benzer ama, görevi başkadır. Topraktan besin (su ve besin tuzları) alarak bitkinin gelişip, yaşamasını sağlar. Kökte şu kısımlar vardır: Uç, yüksük denilen koruyucu kısım, uzamaya yarayan kısım, topraktan suyu çeken emici tüyler ve yayılmaya yarayan kökçükler.

Gövde: Kök ile diğer organlar arasındaki bağlantıyı sağlar. Türlü türlü bitki gövdeleri vardır. Bunların her birine ayrı bir ad verilir. Kocaman bir ağacın kökten sonra gelen kısmı gövde olduğu gibi, küçük bir çiçeğin sapı da gövdedir. Sarmaşıklarla şerbetçiotlarındaki sarılan gövdeler, çileğin sürünüp uzayan gövdesi, zambakların yanlış olarak kök sanılan toprak içindeki gövdesi, hep başka başka türleri gösterir. Bununla birlikte genellikle gövdeler yukarıya doğru uzarlar. Üzerlerinde tomurcuk, yaprak, çiçek ve meyveler bulunur. Gövdenin içinden de öz denilen besin geçerek bitkiyi besler ve yaşatır. Gövdeler yapıları bakımından otsu ve odunsu, olurlar.

Yapraklar: Genel olarak yeşil renktedir, bitkinin gövde ve dalları üzerinde bulunurlar. Genellikle yassıdırlar. Değişik cinsleri vardır. Bir yaprakta şu bölümler vardır: Yaprağın dala tutunduğu yerde kulakçık (kın), yaprağı dala bağlayan sap ve aya adı verilen asıl yaprak, eksen denilen orta damar, damarlar ve yaprağın dişler adıyla tanılan tırtıllı kısımları. Bitkilerde yaprakların önemi çoktur. Bunlar, bitkinin güneşten ve havadan yararlanmasını (özümleme) ve solunumu sağlarlar.

Çiçekler: Bitkilerin, meyve ve tohum meydana getirerek üremelerini sağlayan en önemli bölümleridir. Çiçeklerin biçim ve renkleri bitkiden bitkiye çok değişir. Bahçelerimizde en çok sevdiğimiz şey çiçeklerdir. Çiçekleri koku ve güzellikleri için sever ve yetiştiririz.

Meyveler: Seve seve yediğimiz meyveler gerçekte bitkinin olgunlaşan tohum kutusudur. Çiçeklerde döllenmeden sonra meydana çıkan tohumların çevresini etli bir kısım kaplar. Bu etli kısım, ortada kalan tohumu korur. Meselâ,   elma   tomurcuğundaki   tohum kutusu elmanın kendisi olur. İçindeki çekirdekler de tohumlardır. Sebze dediğimiz yiyecekler de bazen bitkinin tohumla birlikte tüm meyvesidir. Nohudun yalnız tohumu, hıyar (salatalık) ile kabağın ise tohumu (çekirdekli kısmı) ve etli kısmı yenir.

BİTKİLERİN YAŞAYIŞI

Bütün canlılar gibi bitkilerde de üreme, büyüme, solunum ve beslenme (özümleme) işlemleri vardır. Şimdi bunları tek tek gözden geçirelim:

Üreme : Çiçekli bitkiler meyve ve tohum yaparak ürerler. Çiçeksiz bitkilerde, ise spor denilen üreme organı bunu sağlar.

İnsanlar ve hayvanlar gibi bitkilerin de çoğalması döllenme ile olur. Döllenme önce çiçek tozlarının herhangi bir aracı ile tepecik üzerine taşımalarıyla olur. Yani erkek organla dişi organın birleşmesi gereklidir. Bunu anlamak için tavuk yumurtasını ele alalım: Horoz tohumlarıyla aşılanmamış yumurtalardan civciv çıkmaz. Çünkü yumurta denilen dişilik hücresi döllenmemiştir. Döllenmemiş yumurtalar ise gelişerek yavru yapmazlar. Bitkiler için de durum böyledir. Çiçektozu ile tozlaşma olmadan, hiçbir bitkide meyve ve tohum olmaz.

Erkeklik organlarındaki çiçek tozunun dişilik organının ucu olan tepeciğe konması ile tozlaşma olur. Tozlaşmaya rüzgâr, su, canlılar (böcekler, kuşlar ve insanlar) yardım eder. Arıların çiçekten çiçeğe konduklarını görmüşsünüzdür. Onlar, çiçeklerin özsuyunda olan balı almak için çiçekten çiçeğe koşarlar. Böylece bilmeden çiçek tozlarını taşıyıp tozlaşmayı, dolayısıyla erkek ve dişi organları birleştirerek üremeyi sağlarlar.

Tozlaşma yoluyla tepecik üzerine gelen çiçektozu, yavaş yavaş yumurtayı yapan dişi hücre ve embriyon (oğulcuk denen ve yeni bitkiyi geliştiren kısım) ile kaynaşır. Bu olaya döllenme denir. Döllenmeden sonra yumurtacık yeni bir şekil alır. Bu değişen yumurtacık tohumdur.

Tohum olmasaydı bitkiler üreyemezlerdi. Çünkü, tohum yeni bitkiyi yetiştiren kısımdır. Tohumlar değişik biçim ve renkte olurlar. Bazıları çok büyük, bazıları ise gözle görülemeyecek kadar küçüktür. Çiçekli bitkilerin besin depoları tohumdur. Yavruları (yeni yetişenleri) tohum besler. Nemli, havası bol, uygun bir sıcaklıkta kalan tohumlar çabucak uyanır ve yeni bitkiyi sürerler. Bu olaya çimlenme denir. Tohumlar en iyi toprakta çimlenir. Ekilen tohumlar toprakta buldukları suyu emip şişerler. Sonunda tohumun kabuğu çatlar. Aldığı besinlerin yardımıyla önce kökçük tohumdan çıkar, toprağa girer. Kökten yan kökler türer. Bitki gittikçe gelişir. Tomurcuk ve gövde tohumdan çıkar, toprağı deler, yukarıya doğru yükselir. Böylece bitki ortaya çıkar.

Solunum : Bitkiler de öteki canlı varlıklar (insan ve hayvan) gibi soluk alarak yaşarlar. İnsanlarda bu görevi yapan başlıca organ akciğerler ise, bitkilerde soluk alıp vermeyi yapraklar yapar. Bununla birlikte, bitkiler bütün dokularıyla gece gündüz solunum yaparlar. Bir bitki yaprağına bakılınca şemsiye telleri gibi, yüzlerce küçük damarcık görülür. Bunlar, doğrudan doğruya gövdeden ayrılan küçük küçük damar demetleri olup yaprağı güçlendirir ve tıpkı insanlarla hayvanlarda olduğu gibi yaprağın  solunum yapmasına yarar.

Bitkilerin yapraklarında gözenek denilen deliklerin yardımıyla havadan oksijen alırlar. Bitkiler kendi yaptıkları besin maddelerinde birikmiş olan potansiyel enerjiden yararlanarak yaşarlar. Bu enerjinin serbest hale geçebilmesi için, bitkilerin besinlerinin yakılması ve daha az enerjili basit bileşiklere çevrilmesi gerekir. Bu değişme de oksijen yardımıyla yapılır; solunum adını alır. Yanma sonunda açığa çıkan C02 (karbondioksit) bitkiden dışarı atılır. Solunum sonunda bitkiler inorganik maddeleri vücut yapılarına uygun organik bileşikler haline getirirler. Bitkilerin dışarıdan aldıkları maddeleri kendilerine yararlı maddeler haline dönüştürmek için G02 kullanarak yaptıkları işleme özümleme denir. Bunun için havadan aldıkları C02 ile köklerinden gelen sudan ve besin maddelerinden güneş ışığının yardımıyla karbonhidrat yapısında karbonlu organik maddeler yaparlar. Bu olaya fotosentez adı verilir.

 

ÖZÜMLEME

Beslenme ve Büyüme: Bitkiler de büyümek ve yaşamak için insanlar ve hayvanlar gibi yemek yerler. Bitkilerin  besini   su,  maden  tuzları,  hava ve güneştir.

Su, bitkinin en önemli besinlerinden biridir. Bitkiler, suyu, köklerinin aracılığıyla topraktan alırlar. Bitki besinini şöyle alır: Bitkinin kökleri, ince kıllara benzeyen emici (kılcal) tüylerle örtülüdür. Bunlar  gerçekte torbalardır. Emici kökler, topraktan suyu emerler. Suyun her damlasında erimiş halde kireç, soda ve demir gibi maden tuzları vardır. Böylece emilen su, gövdede boru görevini gören odun kanalların aracılığıyla yükselir. Bitkinin beslenmesini sağlayan iki türlü kök vardır: 1) Ağaç, çalı ve otlardaki gibi büyürken yalnız bitkiyi besleyen kökler. 2) Besini depo ederek bitkiyi besleyen kökler.

Bitkilerin topraktan aldığı 3 cins besin vardır: 1° Nitratlar, 2° Fosfatlar, 3° Potaslı maddeler.

Nitratlarda oksijenle karışık azot bulunduğu gibi, fosfatlarda da oksijenle karışık fosfat elemanı vardır.

Gübre — Kireç fosfatından yapılan ve süper fosfat denilen gübre bitkilere çok yararlı olduğundan çiftçilerin işine yarar. Kireç fosfatının büyük bir kısmı yine topraktan çıkar. Fosforlu maddeler olmazsa hiçbir bitki büyümez. İnsanlar da beyin, kemik ve sinirlerinin gelişip güçlenmesi için fosforlu maddeler almak zorundadırlar. Potaslı maddeler almayan bitkiler de büyüyemez. Potas da toprakta ve yeraltındaki bazı kayalarda bulunur. Bitkilerin büyümesi çeşitli dış etkenler altındadır.

1) Isı — Bitkinin büyüyüp özümleme (dışarıdan aldığı maddeleri kendine mal etmesi) yapabilmesi için ısıya ihtiyacı vardır. Bu ısı bitki türüne ve yere göre değişir.

2)  Işık — Bitkilerin, özellikle toprak üstündeki kısımlarının büyüyüp çiçek açabilmesi ve yeşil renkleri için ışık gereklidir.

3)  Engeller — Köklerin büyüyüp yayılması için taşlara, sert cisimlere rastlamaması, toprak üstü kısımlarının da büyümeye engel olmayacak bir yer bulması gerekir.

4)  Besin — Büyüme için toprakta su  ve  madensel  besinler  bulunmalıdır.

5)  Yabancı organizmalar — Bitkinin içine giren ya da ona asalak olan organizmalar büyümeye engel olur.

Ayrıca yerçekiminin, hava durumunun da bitkilerin büyümeleri ile ilgisi vardır.

BİTKİLERİN ÖZELLİKLERİ

Ayrılıklar : Bitkilerin başlıca özelliklerinden biri de yaprakların yeşil rengidir. Bitki denilince, akla önce yeşillik gelir. Yeşil renk bitkilerin hücrelerinde bulunan ve klorofil denilen bir maddeden ileri gelir. Bu maddenin kendisi yeşil değildir. Ancak, güneş ışığında kalınca yeşil olur. Klorofilin olması için, köklerden gelen suda demir bulunması gereklidir.

Kısacası demir, magnezyum, nitratlar, su, güneşin de etkisi ile yaprakları, otlan ve bitkinin bazı yerlerini yeşile boyar. Güneş ve suyun eksikliği yeşili azaltır, yaprakları sarartır. Hayvan ve insan hücrelerinde ise klorofil yoktur.

Bitkilerin kokusu: Bitkilerin kokusu daha çok çiçeklerindedir. Bazı çiçeklerin dal ve yaprakları da kokuludur. Bu kokuyu yapan çiçeklerin balıdır. Çiçekler, biçimleri ve renkleri kadar ve belki daha çok kokulu oldukları için sevilir. En hoş kokuların, en göz alıcı bitkilerde bulunacağını düşünmek yanlıştır. Ihlamur ağacının kokusu çok hoşumuza gider. Ama, bu kokuyu veren ıhlamur çiçeklerinin görünüşte güzellikleri yoktur. Çiçek kokusunun yalnız bizim hoşumuza gittiği için var olduğunu düşünebiliriz. Gerçekte bu koku, çiçek tozunu bir çiçekten başka bir çiçeğe taşıyan böcekleri çekmek içindir. Çiçek tozunun taşınmasına gerek olmasaydı, güzel kokulu çiçek de bulunmazdı.

Ot, saz ve kamış gibi bazı bitkilerin kokusu ve çiçek balı yoktur. Bu, niçin böyledir? Çünkü bu bitkiler çiçek tozlarını dağıtmak için böceklere muhtaç değildirler. Onların tozlarını rüzgâr uzaklara kadar üfürür.

Bitkiler hakkında bilgi
Bitkiler hakkında bilgi