Thomas Edison, Edison Hayatı

Thomas Edison, dünya yüzünde en çok buluşu olan mucittir. 1847 yılında Amerika’da Ohio eyaletinin Milan şehrinde dünyaya gelmiştir. Çocukluğu, arkadaşlarıyla oynamaktan çok, ciddî şeylerle uğraşmakla geçti. Okula ancak 3 ay devam edebildi. Öğretmeni onu okuyamayacak kadar aptal bulmuştu. Annesi tarafından eğitilmiş, bilgili bir insan olarak yetişmiştir.

Edison küçüklüğünde kimya ile uğraşmaya başlamıştı, okuldan ayrıldıktan sonra gazete satıyor, kazandığı paraları deneylerine ayırıyordu. Bulunduğu şehrin garındaki yük vagonlarından birinin içini laboratuvar haline koymuştu. Çıkarttığı haftalık gazeteyi orada basıyordu. Günün birinde karışımlarından birini vagona dökünce yangın çıktı, istasyon şefi de hem laboratuvarını dışarıya attı, hem de vurduğu şiddetli tokatla bir kulağını sağır etti. Edison ondan bir süre sonra ray üzerinde oynayan bir trenci çocuğunun hayatını kurtarınca yeniden, bu sefer telgrafçı yardımcısı olarak istasyona döndü. Ama onun amacı telgrafçı olmak değildi; telgraf makinelerinin nasıl çalıştığını öğrenmek istiyordu. Kısa bir zaman sonra telgrafta bir devrim yaptı. O güne kadar telgrafın alınması için ayrı, verilmesi için ayrı araçlar kullanılıyordu. O bunların ikisini birleştirdi; tek makineden hem alıcı hem de verici olarak yararlanmaya başladı. Kısa bir zaman sonra ise aynı makineyle birkaç telgrafı birden göndermeyi başarmıştı. Bunu gören üstleri, kurallara aykırı iş yapıyor diye onu işinden attılar. Okumaya devam et Thomas Edison, Edison Hayatı

Küresel Aynalarda Görüntü Oluşumu

Özel ışınlardan yararlanarak, sonsuz uzaklıktan çukur aynanın tepe noktasına doğru yaklaşan bir cismin görüntülerini çizelim:

Cisim sonsuzda iken görüntü odak noktasındadır.

Cisim aynanın M merkez noktasından uzakta, yani sonsuzla merkez arasındaysa görüntü aynanın M merkezi ve F odağı arasında, gerçek, ters ve cisimden küçüktür. Okumaya devam et Küresel Aynalarda Görüntü Oluşumu

Edebiyatın Önemi

Edebiyatın toplum hayatı üzerinde önemli etkileri vardır. Onu günlük hayatın dışında bir noktadan sonra gereksiz bir eğlence, boş zamanlarda ilgilenilecek bir uğraş olduğunu düşünmek büyük yanılmadır. Etkileri bazı örneklerle gösterilebilir. Bunların başında dilin gelişmesi sayılabilir. Gerçekten de köklü edebiyat çabaları dillere yepyeni güçler, derin incelikler kazandırmıştır. Yeni kelimelerin türetilmesi, onlara incelikler verilmesi, benzer kelimeler arasındaki ayrımların belirlenmesi hep edebiyat çalışmalarının sonunda olmuştur. Bunun yanında ayrıca, edebiyatın bazı duygu, düşünce ve kavramlarının anlatılmasında insanlara çok yararlı olduğunu eklemek gerekir. Okumaya devam et Edebiyatın Önemi

Edebiyat Nedir, Edebiyat Hakkında Bilgi

Düşüncelerin, duyguların, hayallerin güzel ve etkili bir biçimde anlatılmasına edebiyat denir. Bu yazılı ya da sözlü olabilir.

Ama yazılı ya da sözlü her anlatım edebiyat değildir. Örneğin yazılan iş, dostluk mektupları, gazete haberleri, radyo konuşmaları, yalnız birer anlaşma yoludur. Bunların güzel ve etkili olarak yapılması edebiyatı doğurur. Kalıcılık özelliği de buradan gelir; çünkü ortaya çıkan söz ya da yazı dizisi günlük sözlerden, yazılardan o kadar değişik, o kadar güzel ve etkilidir ki akılda kalırlar ya da tekrar tekrar okunulmak istenirler; elden ele, ağızdan ağıza dolaşırlar. Okumaya devam et Edebiyat Nedir, Edebiyat Hakkında Bilgi

Deri Hastalıkları

Sayısız denecek kadar deri hastalığı vardır. Bunların çeşitli sebepleri olur. Kısaca bunları şöyle toplayabiliriz:

1 — Fizik etkenlerden olan hastalıklar: Yanıklar, yaralar, çatlaklar ve benzeri bozukluklar… Okumaya devam et Deri Hastalıkları

Don Kişot Özeti

Don Kişot dünya edebiyatının en ünlü eserlerinden biridir. Aynı adı taşıyan bir İspanyol’un başından geçenleri anlatır. Eserin konusu şudur:

İspanya’nın’ bir kasabasında yaşayan Don Kişot, o zamanlar çok moda olan şövalyelik hikâyelerini, bunların kahramanlık serüvenlerini okudu, kendini de şövalye olmaya lâyık bir kimse gibi gördü ve şövalye olmak üzere, eski bir şövalye gibi giyindi; yanına da Sanşo Pansa adındaki uşağını alarak yola çıktı. Rozinante adını verdiği sıska bir ata binmişti; uşağı da bir eşekle onu izliyordu. Don Kişot bir süre gittikten sonra bir hana rastladı; onun hayalinde burası bir şato, hancı da şatonun sahibiydi. Ondan, kendisine şövalyelik vermesini istedi. Hancı da eğlence olsun diye handakileri avluya topladı, kılıcıyla Don Kişot’un omzuna dokunarak onu şövalye yaptı. Okumaya devam et Don Kişot Özeti

Dokunma Duyusu, Deri

DOKUNMA DUYUSU

Deri, içindeki dokunma cisimcikleriyle dokunma duyusu organı görevini görür. Omurilik soğanından gelen duyu sinirleri altderiye dağılmıştır. Bu sinirlerin ucu ya serbesttir ya da birtakım cisimciklere (dokunma cisimcikleri) bağlıdır.

Bu cisimciklerle deri 4 çeşit duyuyu, 1° basınç, 2° sıcaklık, 3° soğukluk, 4° ağrı duyularını duyar. Bu duyular vücudun her yanında aynı derecede değildir. Dilin, parmakların ve burnun ucu çok duygulu, sırt ise en duygusuz yerlerdir.

Bilginlerin yaptığı bir hesaba göre vücutta 3-4 milyon ağrı duyma noktası, 500 000 basınç duyma noktası, 150 000 soğukluk duyma noktası, 16 000 sıcaklık duyma noktası vardır. Okumaya devam et Dokunma Duyusu, Deri

Kusursuz Dost Arayan Dostsuz Kalır

İnsan yaratılış gereği kusursuz değildir. Çoğu zaman tek başına başaramayacağı işlerle karşılaşır. Bu yüzden hayatta kalmak adına toplulukla yaşıyoruz. Bu topluluktan kendimize yakın gördüklerimizle arkadaş, dost oluyoruz. Okumaya devam et Kusursuz Dost Arayan Dostsuz Kalır

Koku Alma Duyusu Burun, Nasıl Koku Alıyoruz?

KOKU ALMA DUYUSU BURUN

Duyu organlarımızdan biridir. Burun koklama duyusu organımızdır. Bütün kokuları burnumuzla duyarız. Yiyeceğimiz şeylerin tazesini bayatından bu organımızla ayırırız.

Burnumuzu elimizle yokladığımız zaman, ön kısmının kıkırdaktan yapılmış olduğunu, arka kısmınsa kemikten olduğunu anlarız. Burun, bir kemikle yukarıdan aşağıya içerden ikiye bölünmüştür. Bu kemiğe sapan kemiği denir. Sapan kemiğinin ucu kıkırdaklaşmıştır.

Burun boşluğunun içi pembe bir zarla kaplıdır. Bu zarın altında, ağ gibi dağılmış incecik kan damarları bulunur. Burnun tavan kısmında ve yine bu pembe zarın altında dağılmış bir halde koku alma sinir uçları vardır. Okumaya devam et Koku Alma Duyusu Burun, Nasıl Koku Alıyoruz?

Duyu Organımız Dil

Ağzımızda yer alan bir organdır. Tatmaya, yutmaya, emmeye ve konuşmaya yarar. Yassı, ucu sivri bir et parçasıdır. Dil kemiğinin yardımı ile alt çene kemiğine bağlanmıştır. Üstü hep ıslak olur; bunun sebebi tükürük bezlerinden gelen tükürüktür. Dilin üzerinde büyüklü, küçüklü girintiler, çıkıntılar vardır. Bu çıkıntı ve memecikler üç cinstir. Bazıları çanak gibi, bazıları mantar gibi, bazıları iplik gibi olur. Çanaksı olanlar dilin gerisine doğru ters bir V gibi sıralanırlar; 9-11 tane olurlar. Mantarsı olanlar 150-200 tanedir. Çanaksıların önünde yer alırlar. İpliksi olanlar da dilin ortalarındadır.

Dilimiz tat alma organıdır. Bize yediğimiz şeylerin acı, tatlı, ekşi ya da tuzlu olup olmadıklarını bildirir. Yediklerimiz tükürükle eriyip memeciklere dokunur. Böylece memeciklerdeki duyu hücreleri kimyasal etkiyi sinir enerjisine dönüştürür ve sinirlerle beyne gönderirler. Dilimiz ayrıca bir deri parçası (dokunma duyusu) gibi de çalışır ve bize ağzımızdakilerin sıcaklığını, soğukluğunu bildirir. Okumaya devam et Duyu Organımız Dil