Babalar Günü ne zaman, Babalar Günü, 2013 Babalar Günü ne zaman, Babalar Günü ne zaman 2013, Babalar Günü tarihi, Babalar Günü, Babalar Günü hangi ay, Babalar Günü haziranın kaçında.
Babalar Günü Ne Zaman 2013
Anneler gününde en güzel hediyelerimizle annelerimizi sevindirdik. Peki ya babamız? Babalar günü ne zaman diye sorarsanız hemen cevaplayalım.
2012 Babalar günü ne zaman? : 17 Haziran 2012 2013 Babalar günü ne zaman? : 16 Haziran 2013
2014 Babalar günü ne zaman? : 15 Haziran 2014
2015 Babalar günü ne zaman? : 21 Haziran 2015
2016 Babalar günü ne zaman? : 19 Haziran 2016
Duyular insanın çevresiyle ilişki kurmasına yararlar. Bir bakıma, yaratığın dış dünyaya açılan pencereleridir. Onların yardımı ile çevremizde olup bitenleri duyabilir ve anlayabiliriz. Beş duyu organımız vardır: görme, işitme, dokunma, koklama, tatma. Her duyunun ayrı bir organı vardır. Bu organlar dış dünyadaki etkenleri yakalar ve alır, sonra da bu algıları sinir sistemine aktarırlar. Görme duyusunun organı göz, işitmeninki kulak, dokunmanınki deri, koklamanınki b urun, tatmanınki de dildir. Organlarla edindiğimiz izlenimler karışık bir mekanizma ile beyne yollanır. Algıları taşıma işini sinirler yapar. Çoğunlukla bu, kimyasal ve elektriksel bir olaydır. Örneğin, gözde ışınlar ağ tabakasının üstüne düşünce ışığın derecesi ve rengi bir etki yapar, oradaki maddelerde kimyasal bir değişim belirir. Bu da bir çeşit elektrik akımı yaratır. Sinirler bu enerjiyi taşır. Her organ sadece bir duyu alabilir. Yalnız bunların birbirlerine yardımcı oldukları da olur. Kulağın kaptığı bir sesin kaynağını gözün araştırması gibi.
Her duyu organının etkilenebilmesi için dış dünyadaki uyartıcının belli şiddet sınırları arasında olması gerekir. Örneğin fazla titreşimli sesleri kulak alamaz. Bu duyarlık yaratıktan yaratığa değişir. Öte yanda, duyular ufak değişmelere kendilerini kolayca uydururlar. Bir sesin şiddeti azar azar artırılırsa kulak her artmaya kendini uyduruverir; sonunda artmayı duymaz olur; ses hep aynı şiddette geliyormuş gibi davranır. Örneğin yatakta sigara içerken uyumuş bir kimse ateş alan eşyanın sıcaklığını ve kokusunu fark etmez; çünkü kokunun ve sıcaklığın artması ağır ağır olur. Bu yüzden uyanılamadığı için, böylesine başlayan yangınlar ve ölen insanlar çok olur.
Dünya tam bir dönüşü 24 saatte yapar. Öğle vaktini güneşin en çok yükseldiği noktadan geçtiği zaman yani saat 12 kabul ettiğimize göre, kolaylıkla görebiliriz ki ayrı ayrı meridyenler üzerinde bulunan her yerin saat 12’si başka başka zamanlardadır. Burada saat 12 iken (yani güneş en yüksek noktasında iken) kimi yerde daha sabahtır, kimi yerde akşam, kimi yerde de gece yarısı. Demek ki her meridyende saat başka başkadır. Saat kavramını bu şekilde düşünürsek her meridyenin ayrı bir saat düzeni olması gerektiği sonucuna varırız. Örneğin, Ankara’daki saat 12 iken, Bolu’daki saat 12’den farklı olmalıdır. İşte buna yerel saat denir. Okumaya devam et DÜNYA SAATLERi
Yeryüzünün % 71’i sularla kaplıdır. Bunlar denizleri ve okyanusları meydana getirirler. Üç okyanus göze çarpmaktadır: Büyükokyanus, Atlasokyanusu ve Hintokyanusu. Bunların karalar içine girmiş kolları olan denizler pek çoktur. Dünya haritasına bakarsak karaların daha çok kuzey yarımkürede toplandıklarını görürüz. Bu büyük kara parçalarına anakara ya da kıta denir. Okumaya devam et YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ
Robinson, York’ta iyi bir ailenin çocuğu olarak doğar. Ana-babası onun hukuk öğrenimi yapmasını isterler. Ama o gemiciliğe meraklıdır. Sonunda Londra’ya giden bir gemiye binerek kaçar. Bir ara İngiltere’yle Afrika kıyıları arasında ticaret yapar. Bu seferlerin birinde korsanlara tutsak olur. İki yıl sonra bir sandalla kaçmayı başarır. Yolda Brezilya’ya giden bir gemi Robinson’u kurtarır. Brezilya’da şeker kamışı tarlaları edinip durumunu düzelten Robinson, çevresindekilere Afrika’nın zenginliklerini anlatır. Çiftçiler bir gemiyle Afrika’dan mal getirmeye heveslenirler. Yola çıkan gemi açık denizde fırtınaya yakalanarak batar. Yalnız Robinson kurtulur ve ıssız bir adaya çıkar.
Buradan kurtulamayacağını düşünerek, kendine bir ev yapar. Hayvanları evcilleştirir. Batan geminin kalıntıları arasından da kendine gerekli olan birçok eşyayı adaya taşır. Böylece silahları da olur. Robinsonbu duruma alışmış yaşarken adaya vahşiler çıkar.
Robinson onlarla çarpışır, vahşilerin elinden bir tutsağı kurtarır. Onunla arkadaş olur. Artık yalnız değildir. Bu olay bir cuma günü olduğu için yeni arkadaşına «Cuma» adını takar. Ona kendi dilini öğretir. Birlikte yaşamaya başlarlar. Robinson bu ıssız adada 28 yıl yaşadıktan sonra, adaya çıkan korsanlarla çarpışarak gemilerini ele geçirir. Cuma’yla beraber bu gemiyle denize açılırlar. Yolda bir İngiliz gemisiyle karşılaşarak İngiltere’ye dönerler.
Dünyanın geçmişi merak edildiği kadar geleceği de söz ve tartışma konusu olmuştur. Yakın çağlara kadar insanlar her büyük yangında, sel baskınında, fırtınada ve depremde dünyanın sonuna gelindiğini sanmışlardı. Hatta dünyaya çok yakın geçen bazı büyük kuyruklu yıldızların beklenen sonu getirdiğini sanmışlardı. Bu temelsiz yargılar aslında doğa olaylarını ve uzayda olup bitenleri anlayamayan ve adeta çocukluk çağını yaşayan insanlığın korkulu ve telâşçı yargılarından başka bir şey değildi. Bugün bilimsel düşüncenin ışığı altında her şeyi daha iyi anlıyor ve değerlendirebiliyoruz. Bilginlere göre dünya gittikçe yavaşlamakta, güneş gittikçe soğumaktadır. Ama, bunlardan dolayı sonun gelmesi için milyarlarca yıl geçecektir. Belki de dünyanın oluşmasından bugüne kadar geçen zaman kadar uzun bir süre. Eğer insanlar kendi yarattıkları ve yüksek yıkım gücü olan atom silâhlarıyla kendi hayatlarına bir son vermezlerse insanlık tarihinin bir sona ereceğini düşünmek akla yakın gelmiyor. Dünyamız çeşitli nedenlerden yaşanamayacak duruma gelse bile, bu çok ileride olacaktır. Herhalde insanlık bu arada çok ilerlemiş bulunacak ve daha güvenilir gezegenlere geçmek, oraları yeni bir yurt yapmak işini rahatlıkla gerçekleştirebilecektir.
DÜNYA ÜZERİNDE BİTKİ VE HAYVAN DAĞILIŞI
İklim, yeryüzündeki hayvan ve bitkilerin dağılışını düzenleyen önemli bir öğe olmuştur. Aslında bitkiler bu şartlara daha çok bağlıdır, içinde yaşadıkları hava şartları onları kendilerini çevrelerine uydurmak için değişime sürüklemiştir. Böylece sıcaklık, susuzluk, bol yağış gibi etkenlere en iyi uyacak tedbirleri kendileri almışlardır. Hayvanların iklime uymaları ise daha kolaydır. Barınamayacakları bir iklimden kendilerine uygun gelen bir iklime göç etmeleri o kadar güç değildir. Öte yandan insanlar da bitkilerin bir yerden ötekine gitmesini, hayvanların daha değişik iklimlere uyuşmasını sağlamışlardır. Örneğin patatesin Amerika’dan öteki yerlere gitmesi, pirincin doğu Asya’dan öteki yerlere yayılması böyle olmuştur.
İklimin hayat üzerindeki kuvvetli etkisinden dolayı bitki örtüsünün yeryüzünde gösterdiği değişmeler ile iklim tiplerinin dağılışı arasında yakın ilişki vardır. Ekvator bölgelerinde daima yeşil ormanlar görülür. İri gövdeli ve çok uzun olan ağaçları sarmaşıklar sarmıştır. Çok gür otlar birbirlerine sarılmış durumdadır. Buralarda her cins ağaç göze çarpar. Muson ormanları da onlar gibidir. Yalnız burada ağaç kabukları daha kalındır. Bambu da çok rastlanan bir bitkidir. Bu ormanlarda çeşitli kuşlar, vahşi hayvanlar bulunur. Timsahlar, suaygırları, kaplanlar, maymunlar bunların arasındadır.
Savan bölgelerinde yüksek ve sık otlar ve arada sırada yaprakları az ve dikenli ağaçlar göze çarpar. Böylece ağaçlar kuraklığa karşı tedbir almış durumdadırlar. Eğer nemli bir vadi belirirse, buralarda vadi kıvrımları boyunca uzanan gür ormanlar oluşur. Aslan, kaplan, zürafa, fil gibi hayvanlara ve sürüngenlerle çeşitli böceklere rastlanır.
Çöllerde bitki örtüsü çok ayrıdır. Ancak vahalarda kurakçıl bitkiler bulunur. Kaktüsler ve susuzluğa dayanabilen bazı çalılar göze çarpar. Develer kadar yılan ve akrep tipi sürüngenler bu iklim şartına kendilerini uydurabilirler. Akdeniz tipi iklimde de defne, mersin, nane, kekik gibi bitkilerden meydana gelen ve maki diye adlandırılan bir bitki topluluğu bulunur. Zeytin ağacı ve selviler de yer alır. Hayvanları daha Çok at, eşek, katır tipi evcilleştirilebilen hayvanlardır.
İstepler kurakçıl ot topluluklarıdır.
Üzerinde yaşadığımız gezegendir. İlk insanlar onun yuvarlak olduğunu düşünememişlerdi. Onu, tabak gibi, düz bir daire biçiminde kabul etmişlerdi. Ortaçağ’da bu düşüncenin yanlışlığı insan bilgisinin artmasıyla gittikçe anlaşılmaya başlandı. Yalnız böyle bir görüşü savunan bilim adamları çok sıkıntı çektiler; çünkü söyledikleri kurulu düzen tarafından tehlikeli ve yıkıcı kabul ediliyordu. Bu yüzden bilginler çeşitli baskılara, işkencelere uğradılar. Oysa çok eski çağlarda bile bazı düşünürler bu basit gerçeği anlayabilmişlerdi. Kimi Yunan bilginleri dünyanın bir küre gibi olduğu düşüncesini şöyle savunmuşlardı: Denizde uzaktan gelen bir geminin önce direkleri, sonra yelkenleri, son olarak da teknesi görünüyordu; denizin yüzü, yani dünya dümdüz olsaydı gemi bütünüyle görünür ve yaklaştıkça büyürdü.
Bundan başka ay tutulması denen olayın dünyanın gölgesinin ay üstüne düşmesi olduğu biliniyordu; bu olay sırasında da gölge yuvarlak görünüyordu.
Ayrıca yeryüzünde bir yerden başka bir yere gidilince gökteki belli bir yıldızın yeri de değişiyordu; örneğin bir yerde tam tepede duran bir yıldız, başka bir yerde ve aynı saatte ufukta imiş gibi duruyordu. Bundan başka kuzey yarımkürede görülen bazı yıldızlar güney yarımkürede hiç görülmezler; örneğin Afrika’nın güneyinde yaşayan insanların çok iyi tanıdığı bazı yıldızları biz Türkiye’de hiç bilmeyiz. Dünya tabak gibi olsaydı, bizim de tanımış, görmüş olmamız gerekirdi.
Bunlardan ayrı olarak en güçlü delillerden biri de Magellan adlı denizcinin hep batıya giderek yaptığı gezi sonunda yola çıktığı yere tekrar dönebilmesi oldu. Demek ki dünya küre biçimindeydi. Ayrıca günümüzde uzaya yollanan uzay araçlarından dünyanın fotoğrafı çekilebiliyor ve onlardan görüyoruz ki dünya yuvarlaktır.
İnsanlar dünya üzerindeki yerlerini belirleyebilmek ve birbirlerine yerlerini haber verebilmek için bir çare düşünmüşlerdir. Örneğin, açık bir denizde tek başına fırtınaya tutulmuş bir geminin imdat çağırabilmesi için yerini kesinlikle bildirmesi gerekir. Bunun için de iki cins daireden kurulmuş bir sistem kabul edilmiştir. Ekvatorla kutuplar arasındaki bölgeler ekvatora paralel eşit aralıklı çizgilerle doksan parçaya bölünmüştür. Bu hayalî çizgilere ekvatora paralel oldukları için paralel daireleri denir. Bunlar l, 2, 3, 4, … diye numaralanır. Ekvator sıfır numaralı paralel dairesidir. Paraleller içinde en uzunu dünyayı ortasından böldüğü için ekvatordur. Kuzeye ve güneye doğru gidildiği zaman boyları küçülür. 90 dereceli olanı sadece bir nokta haline gelir; bu da kutup noktasıdır. Unutmamalıyız ki aynı sayıyı taşıyan iki paralel dairesi vardır; Örneğin 20 dereceli paralelin kuzey yarımkürede mi, yoksa güney yarımkürede mi olduğunu söylemezsek tam bir bilgi vermemiş oluruz.
İkinci cins daireler ise kutup noktalarından geçen dairelerdir. Bunlara meridyendaireleri denir. Meridyenler ekvatoru dik olarak keserler. 180 tane daireden meydana gelirler. İnsanlar kolaylık olsun diye meridyenleri tam daire olarak değil de yarım daire olarak düşünme yolunu seçmişlerdir. Böylece meridyen sayısı 360’a çıkmış olur; her bir meridyen tam dairenin iki kutup noktası arasındaki parçasının adı olur. Bunları sayılamak ise paraleller için yapılandan biraz daha zor olmuştur. Çünkü bunda, ötekinde olduğu gibi ekvatora benzer akla yakın bir daire bulunmamaktadır. Bütün ülkeler İngiltere’de Londra yakınlarındaki Greenwich (Griniç) denen kasabanın rasathanesinden geçen meridyeni başlangıç olarak kabul etmişlerdir. Baş meridyen denen bu meridyen 0 numaralı sayılır; Ötekiler 1, 2, 3, … diye numaralandırılır. Bu sistemde de batı meridyenlerini doğu meridyenlerinden ayırt etmek gerekir.
Türkiye’nin Konumu
Yurdumuz 36 kuzey paraleli ve 42 kuzey paraleli ile 26 doğu meridyeni ve 45 doğu meridyeni arasında yer alır.
ENLEM VE BOYLAM
Dünya üstündeki bir noktanın yerini belirlemek için ekvatordan olan uzaklığı ile baş meridyenden olan uzaklığını vermemiz gerekir. Bu uzaklıklara enlem ve boylam denir. Enlem ekvatordan olan uzaklığı, boylam da baş meridyenden olan uzaklığı vermeye yarar.
Dünyayı kuşatan ve birtakım gazların bir karışımı halinde olan hava tabakasına atmosfer denir. Atmosferin alt tabakası sürekli hareket halindedir. Isınmaların ve soğumaların bir sonucu olarak hava rüzgâr halinde hareket eder. Bazen da içindeki nem derecesine göre, yağmurların ve karların yağmasına sebep olur. Bu etkileri ile atmosfer insan hayatına biçim verir. Atmosfer olaylarının hepsine birden iklim diyoruz.
Dünyamızın değişik bölgeleri değişik bir iklim tipi gösterirler. Ama, kabaca 3 iklim kuşağı görebiliriz. Bunlardan birincisi Oğlak ve Yengeç dönenceleri arasında yer alan sıcak iklim kuşağıdır. Burası genel olarak çok sıcaktır. Güneş ışınlarını sürekli olarak dik ya da dike çok yakın olarak almalarından dolayı buralarda yazla kış arasında büyük farklar yoktur. Kutup bölgesine yakın kısımlarda ise soğuk iklim kuşağından söz edilebilir. Burada şiddetli soğuklar göze çarpar. Sürekli buzlarla kaplıdır; kar yerden hiç kalkmaz. İki kuşağın arasında ise ılımlı olan orta iklim kuşağı yer alır. Burada kışlar oldukça ılımlı, yazlar da serincedir. Yurdumuz bu kuşak içinde yer almaktadır.
Aslında iklim kuşaklarının içinde çok değişik iklim tipleri göze çarpar. Bu iklim tipleri o bölgelerdeki bitki örtüsünü etkiledikleri gibi hayvan ve insan yaşayışını da belirlerler. İklimi her ne kadar içinde bulunduğu iklim kuşağı beraya serpilmiş durumdadır. Her türlü tahıl isteplerdeki bitki cinslerini meydana getirirler. Ilıman iklimlerde ayrıca, sürekli yağış alan yerlerde geniş orman kuşakları yer alır. Büyük ve tehlikeli hayvanlar çok enderdir. Sığır, koyun gibi hayvanların beslenmesi için uygun yerlerdir.
Soğuk iklimlerde ise bitki örtüsü sadece yosunlar şeklinde kendini gösterir. Buna uygun olarak daha çok denizde yaşayan balina, fok gibi hayvanlara rastlanır. Buzda ve sürekli kar altında yaşamaya kendini uydurabilmiş olan ren geyiği ve beyaz ayı da bu tip iklimin hayvanlarındandır. Denize yakınlık uzaklık, yükselti, deniz akıntıları gibi etkenler de etkiler. Yeryüzünde rastlanan iklim tipleri aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:
1 — Ekvatoral iklim: Bunda hava sakin, sıcaklık yüksek ve yağışlar sürekli ve boldur. Her ne kadar bu tip kendini ekvatorun iki yanında gösterirse de çeşitli sebeplerden yerini başka tiplere de bırakır. Orta ve batı Afrika’da, orta ve doğu Güney Amerika’da rastlanır. Yılın her ayında sıcaklık aşağı yukarı aynı kalır. Yaz, kış farkı yoktur. Her gün. öğleden sonra sağanak halinde yağışlar olur.
2 — Savan iklimi: Dönenceler arasında yer alan yaygın bir tiptir. Bunda yazlar ile kışlar arasında belirli farklar vardır. Güneş ışınlarının dik olduğu sıralar sıcak ve yağışlıdır, eğik olduğu aylar kurak ve daha serindir.
3 — Step iklimi: Dönenceler boyunca rastlanır. Genel olarak kurak bir iklimdir. Günlük ve yıllık sıcaklık farkları fazladır. Kısa da olsa bir yağış mevsimi göze çarpar, iç ve güneydoğu Anadolu’da bu tip iklim görülür.
4 — Çöl iklimi: Yağışın buharlaşmadan daha az olduğu yerlere çöl denir (Bak: Çöl). Buraları çok kurak yerlerdir. Zaman zaman yağış olsa da hemen buharlaşıp yok olur. Buralarda bitki örtüsü hemen hemen yok gibidir; su çok ender bulunur. Yeni sulama yollarıyla çöllere su getirmeye ve onları ekime elverişli kılmaya çalışılmaktadır. Örneğin yıllardan beri yapılmasına çalışılan Mısır’daki Asvan barajı böylesine büyük bir projedir.
5 — Muson iklimi: Muson rüzgârlarının estiği güney ve doğu Asya’da kendini gösterir. Muson rüzgârları yaz başlarında esmeye başlarlar. Bu serince havanın ve şiddetli yağışların zamanıdır. 4 ay kadar sürer. Yılın geri kalan ayları çöller kadar kuraktır.
6 — Akdeniz iklimi: Genellikle Akdeniz kıyılarında rastlanan bu tip kendini Amerika Birleşik Devletlerinin batı kıyılarında, Güney Afrika’da ve Avustralya’da gösterir. Yazlar sıcak ve kuraktır. Kışlar bol yağışlı ve soğukçadır.
7 — Okyanus iklimi: Yazları serince olan ve kış aylarında da fazla soğuk yapmayan bir tiptir. Her mevsim yağışlıdır; kurak mevsimi hemen hiç yoktur. Genellikle kıyılarda dar bir şerit halinde görülür. Batı Avrupa ve batı Kanada kıyılarında rastlanır.
8 — Karasal iklim: Kışları çok soğuk, yazları sıcaktır. Daha çok yaz aylarında toplanmış olan yağışlar orta miktardadır.
9 — Soğuk iklim: Az yağışlı ve çok soğuk olan bir tiptir. Kutup bölgelerinde göze çarpar. Yüksek dağ tepelerinde de benzer bir iklim görülür.