Deride çok ince kan damarları vardır. Bunlar gözenek dediğimiz ince boruların yoluyla dışarı ile bağlantı kurabilir. Çok hareket edip vücudumuz kızıştığı zaman, kan gözeneklerin yardımıyla dışarının sıcaklığını almaya ve kendi sıcaklığını vermeye başlar. Bu sırada ter meydana gelir ve gözeneklerden dışarı çıkarak derinin üstünü kaplar. Böylece toprak testilerin suyu soğutması gibi bir durum ortaya çıkar. Nasıl testiden sızan su buharlaşmak için çevresinden ısı alırsa, ter de aynı işi yapar ve kanın ısısını alır. Böylece serinlemiş oluruz.
TER NEDİR?
Vücudumuzun kılsız bir tarafına bakalım. Örneğin avucumuzun içi. Burada oluşan teri incelersek görürüz ki ter % 99 sudur. Kıllı olan yerlerde kıl diplerinin de katkısı olur tere. Bu yüzden en saf ter kılsız yerlerde olur. Aslında ter sulandırılmış sidik bileşimindedir. Ama içinde su çok fazladır. Ter dışarı çıktıktan sonra, su kısmı buhar olup yok olur; tuzlu kısmı, içinde taşıdığı ve vücudun atmak istediği zehirlerle birlikte deri üstüne çökelip kalır. Buna havadaki mikroplar da karışır. Bu yüzden teri vücudun üstünden atmak gerekir. Zararlı maddeleri biriktirmesi bir yana, ayrıca deri kanallarını tıkar ve derinin gerektiği gibi çalışmasını Önler. Bu yüzden deriyi sık sık yıkamak iyi olur.
NEMLİ SICAK HAVA NİYE DAHA ÇOK RAHATSIZ EDER?
Eğer hava çok nemliyse vücudumuzdan dışarı çıkan ter bir türlü buharlaşamaz. Çünkü havadaki su, miktarı zaten yüksektir. Bu yüzden su vücudun üstünde kalır ve duyduğumuz sıcaklığı alamaz. Sonuç olarak serinlememiş oluruz. Oysa kuru ve sıcak havalarda sıcaklık bizi o kadar rahatsız etmez.
Yaşadığımız yerde gökyüzünü incelediğimiz zaman yıldızların durmadan hareket ettiklerini görüyoruz. Örneğin güneş bir taraftan doğuyor, sonra da öbür taraftan batıyor. Bize sanki gök hareket ediyormuş gibi geliyor. Aslında dünya sürekli bir hareket halindedir. Zaten uzaydaki her şey hareket eder. Dünyanın iki türlü hareketi vardır. Bir kendi etrafında döner, bir de güneşin etrafında.
Dünyanın kendi etrafında dönmesi bir şişe geçirilmiş bir topun kendi etrafında dönmesine benzer. Bu topu bir lambanın karşısına tutup da döndürürsek bir tarafının karanlıkta, bir tarafının da aydınlıkta kaldığını görürüz. Karanlıkta kalan yerler yavaş yavaş aydınlık tarafa gitmeye başlarlar. Döndürme hareketine durmadan devam edersek o yerler bir zaman sonra aydınlığa kavuşur ve sonra gene karanlığa gömülür. Dünyanın kendi etrafında dönmesi de böyle olur. Gece ve gündüzün oluşması da karanlıktan aydınlığa ve aydınlıktan karanlığa geçmekten başka bir şey değildir. Yalnız dünya küresinin gerçekten, madde halinde bir şişi yoktur. Eksen adı verilen bu çizgi varmış gibi düşünülür.
Kutup noktaları: Eksenin dünyayı deldiği noktalardır. O noktalar kendi etrafında dönme sırasında sabit dururlar. İki kutup noktası vardır. Kuzeydekine kuzey kutbu, güneydekine de güney kutbu denir.
Ekvator: İki kutup noktasının tam ortasında yer alan ve onlara eşit uzaklıkta olan bir çizgidir; dünyayı bir kuşak, bir çember gibi sarar. Dünya ekvatordan ikiye bölünecek biçimde kesilebilseydi birbirine eşit iki parça elde ederdik. Bunlardan kuzeydekine kuzey yarımküresi, güneydekine de güney yarımküresi denir.
Gökte en yakın komşumuz olan ay da dünya etrafında döner. Biz ayın hep aynı tarafını görürüz.
Dünyanın ikinci hareketi de güneşin çevresinde dönmesidir. Bir taş alıp bir iple bağladıktan sonra hızla çevirirsek taşın elimizin etrafında durmadan döndüğünü görürüz. Dünya da bunun gibi hareket eder. Yalnız dönüşünü etkileyen bir ip yoktur; onun yerine dünya ile güneş arasında beliren birbirini çekme kuvveti bu işi yapar. Bu dönüş tam bir yılda tamamlanır. Aslında insanlar tam bir dönüşün yapıldığı zamana yıl adını takmışlardır. Bir yıl içinde bu dönme hareketinden doğan birtakım soğuk, sıcak zamanlar vardır. Bunlara mevsim deniliyor. Bir yılda 4 mevsim vardır.
Mevsimlerin oluşmasını anlamak için güneşin bizi nasıl ısıttığını düşünelim. Güneş büyük bir sıcaklık kaynağıdır. Onun sıcaklığını en çok öğle vakti, tam tepemize geldiği zaman duyarız. Sabahları ya da akşamları daha az sıcak olur; çünkü o zamanlar ışınları eğik gelmektedir. Yazları sıcak olmasının sebebi de budur; ışınlar dik geldiği için kış aylarına kıyasla sıcaklığını daha çok duyarız; çünkü kış aylarında ışınları eğik alırız.
Eğer dünyanın ekseni güneşin ışınlarına dik olsaydı, mevsimler olmayacaktı. Çünkü dünyanın üzerindeki yerimize göre ışınları hep aynı eğiklikte alacaktık. Eksen biraz yatık olduğu için ekvator değil de onun kuzeyindeki ya da güneyindeki yerler dik ışınları alırlar. Yazın yatıklıktan dolayı kuzey yarım küre güneşe doğru dönüktür. Ekvatora paralel olan bir daire üzerindeki yerler o mevsim içinde en dik ışınları alırlar. Bu daireye Yengeç dönencesi deniyor. Dünya güneşe göre tam öbür taraftaki yerine varınca yani 6 ay kadar bir zaman geçince güney yarımküre güneşe dönük olur. O zaman güney yarımküredeki bir daire dik ışınları alır. Bu dairenin adı da Oğlak dönencesidir. Demek ki yaz aylarında kuzey yarımküre sıcak, güney yarımküre soğuk oluyor. Tersine bizim kış dediğimiz aylarda, güney yarımkürede yılın en sıcak zamanını yaşıyorlar. Kısacası bizim yazımız onların kışı, bizim kışımız onların yazı oluyor.
Basıklık oranı: Dünya aslında tam bir küre değildir. Kutupları ekvatora göre biraz daha basıktır. Büyük ekseni ile küçük ekseni arasındaki orana basıklık oranı denir. Bu 1/297 kadardır.
Dünya kendi çevresindeki dönüşünü 23 saat 56 dakika 4,095 saniyede tamamlar. Bu dönüş hızı ekvatorda dakikada27 km. kadardır.
Dünyanın güneş çevresindeki yörüngesi bir elipstir. Bu dönme 365 gün, 6 saat, 9 dakika, 5 saniyede olur. Dünyanın bu yörünge üzerindeki hızı saatte110 000 km. ye yakındır.
Ekvatorun uzunluğu: 40.076.594 m.
Meridyen uzunluğu: 40.009.152 m.
Ekvator yarıçapı:6.378.388 m.
Kutuplarınyarıçapı: 6.356.912 m.
Yerin yüzölçümü: 510.101. 000 km2. Nüfusu: 3.970:000.000
El Elin Eşeğini Türkü Çağırarak Arar atasözünün açıklaması, El Elin Eşeğini Türkü Çağırarak Arar fıkrası, El Elin Eşeğini Türkü Çağırarak Arar kompozisyon, El Elin Eşeğini Türkü Çağırarak Arar anlamı, El Elin Eşeğini Türkü Çağırarak Arar ile ilgili kompozisyon, El Elin Eşeğini Türkü Çağırarak Arar ne demek, El Elin Eşeğini Türkü Çağırarak Arar hikayesi, El Elin Eşeğini Türkü Çağırarak Arar karikatürü, El Elin Eşeğini Türkü Çağırarak Arar nedir, El Elin Eşeğini Türkü Çağırarak Arar örneği.
El Elin Eşeğini Türkü Çağırarak Arar
İnsanlar bir sorunla karşılaştıkları zaman en iyi o sorunu kendılerı çözmeye calışırlar. Başkaları yardımcı olmak isteseler dahi kişinin kendi kadar içtenlikle çalışamazlar. Örneğin çok yakında evleniyorsunuz. Bir çok işle uğraşmak durumundasınız. Gelinliktir, düğün salonudur vb. Komşularınız, arkadaşlarınız bu koşuşturmaca da size yardımcı dahi olsalar yine de sizin içinize sinmeyecektir. Çünkü sizin kadar hassasiyetli davranmayacaklardır.
Dünyanın oluşması aslında güneşin ve öteki gezegenlerin, yani güneş sisteminin oluşmasıyla ilgilidir. Hatta bu meseleyi evrenin oluşması içinde ele almak gerekir. Bu konuda çeşitli kuramlar (teoriler) vardır. En yaygın olanını Alman filozofu Kant’la Fransız bilgini Laplace (Laplas) ortaya atmıştır. Buna göre güneş sistemi işin başlangıcında bir gaz kümesi halindeydi. Buna nebula deniyor. Hızla dönmekte olan bu gaz kümeleri yoğunlaşmaya başladı. Yoğunlaşma ile hız artmış ve ortada büyük bir kütle belirmişti. Böylece ortaya çıkan, güneşin çevresinde halka halinde bulunan nebulanın yer yer yoğunlaşması gezegenleri oluşturmuştur.
Bu kurama karşı çıkanlar bir yıldızın güneşle çarpışmasından sonra gezegenlerin kopma yoluyla oluştuğunu söylediler. Ama, bu görüş pek inandırıcı bulunmadı; çünkü uzay çok büyüktü ve böyle bir çarpışma çok ender gerçekleşebilirdi. Ayrıca dünyayı meydana getiren maddelerden çok azının öteki uzay cisimlerinde görüldüğü ileri sürüldü. Gene Kant – Laplace kuramına dönüldü ve gazların bir çekirdek çevresinde yoğunlaşması fikri yayıldı.
Bu oluşmadan sonra dünya gittikçe sıcaklığını kaybetmeye başladı. Bu soğuma dışta kendini gösterdi; aynı zamanda da gazla kabuklaşan dış yüzün dışına çıktılar. Ama, yerçekimi çok güçlü olduğu için kaybolup gidemediler; bir kuşak gibi kabuğu sardılar. Kabuk iyice belirlendikten sonra gaz kütlesinin içindeki su molekülleri ısının düşmesi ile birlikte yağmur olarak kabuğun çukurlarını doldurmaya başladı. Bu suların tekrar buharlaşması ve tekrar su haline gelmesi sürdü gitti. Bu arada atmosfer de belirdi. Daha sonraları hayat belirmeye başladı. Bilginler bunun başlangıcının 1 000 000 000 yıl önce olduğunu sanıyorlar. İlk önce denizlerde tekhücreli olarak beliren canlı varlıklar milyonlarca yıl sonra omurgasız deniz hayvanları halini aldılar. Gene milyonlarca yıl geçtikten sonra ilkel balıklar belirdi. Bunları aşağı yukarı aynı aralıklarla kara hayvanları ve kara bitkileri izledi. Sürüngenlerden dev kertenkeleler gibi iri hayvanlar çıktı. Daha sonraları da omurgalı hayvanların en gelişmişi olan memeliler kendini gösterdi. İnsanın biçimlenmesi için de gene milyonlarca yıl geçti. Aslında insanlık tarihi dünya tarihi yanında zaman süresi bakımından bir hiçtir. Bu arada dünya da durmadan değişmiştir. Bu değişiklikleri ve dünyanın yapısını inceleyen bilim koluna jeoloji denir.
DÜNYANIN YAPISI
Dünya denince akla 3 kısım gelir: havaküre (atmosfer), suküre ve taşküre. Biz sadece taşkürenin kabuk kısmını biliriz. O da 4 tabakadan oluşur. Dıştan içe, merkeze doğru giderek bu dört tabakayı aşağıda özellikleri ile sıralayalım:
1 — Sial. Yeryüzünün kabuğudur. Esas olarak silis ve alüminyumdan yapılmış olduğu için bu adı almıştır. Dışında ince bir toprak örtüsü yer alır. Sialin kalınlığı bazı yerlerde 60-70 km. yi bulur. Derine indikçe,1 km. de sıcaklık30°Cartar. Demek ki sialin bittiği kısımlarda sıcaklık 2 000° C dereceyi bulmaktadır. Buralarda bütün maddeler ergimiş halde bulunurlar.
2 — Sima ya da magma. Kimi zaman ateş küre de denir. Silisyum ve magnezyum belli başlı maddelerdir.1 200 km. kadar derinliği vardır.
3— Nifsima ya da çekirdek. Kalınlığı 1 700-2 200 km. arasındadır. Çok ağırdır, gittikçe artmakta olan yoğunluk 5’i bulmuştur.
4 — İç çekirdek ya da barisfer. Burada yüksek bir sıcaklık ve basınç vardır. Nikel ve demirden meydana gelmiştir. Yoğunluk 9-12 arasındadır. Çok katı olduğu sanıldığı gibi bazı bilginlere göre sıvı halindedir.
MAGNETİK ALAN: Dünya da bir mıknatıs gibi kendi çevresinde bir magnetik alan yaratır. Bunun nedeni daha açıkça anlaşılmamıştır. Bilinen, magnetik alanın kutuplarının yerin kutuplarına yakın bir yerde olduğudur. Bu yüzden pusula kabaca kuzeyi ve güneyi gösterir. Ayrıca magnetik kutupların esas kutuplardan sapması bilindiği için, gerçek durum kolaylıkla hesaplanabilir.
19 mayıs şiirleri, 19 mayıs 1919 şiirleri, 19 mayıs şiirleri kısa, 19 mayıs gençlik ve spor bayramı şiirleri, 19 mayıs şiirleri uzun, 19 1919, 19 mayıs spor bayramı, güzel 19 mayıs şiirleri, 19 Mayıs ile ilgili Şiirler, 19 mayıs şiirleri 4 kıta, 19 mayıs şiirleri 2 kıta
19 Mayıs Resim
19 Mayıs Şiirleri
ŞU SONSUZ KOŞU
Samsun’a ayak basmış Kahraman bugün,
Çayır, çimen yeşermiş zafer yolunda
Davul zurna sesinde şahlanır düğün,
Gönlüm coşup öter bir bahar dalında.
Ata’nın rüyasına gelincikler sun,
Emek bahçelerinin güzel gülünü…
Biz sonsuz bir sabahtayız… O uyusun,
Sevincimiz coşturur O’nun gönlünü.
Nasıl çıkmış bir sabah Samsun’dan yola,
Dağlardan dağlara o zafer türküsü,
Şahlanıp bayrak çekmiş her eski kola,
Taze bir bahar açmış yurdun gözünü.
Al bayrağın Ankara Kalesi’nde hür,
Dalgalanmakta altın bir çağa doğru,
Yeni kahramanlar kol kol, boy boy yürür,
Şu karlı dağlardaki bayrağa doğru.
On dokuz Mayıs’ın hür başına çelenk,
Kiraz mevsimi, gençlik ay’ı, gül ay’ı,
Bir bahar bahçesinde gönüller renk renk,
Şu sonsuz koşuya bak, sarmış yaylayı.
Ceyhun Atuf KANSU
19 mayıs 1919 şiirleri
19 MAYIS TÜRKÜSÜ
On dokuz Mayıs,
En yüce bayram.
Bize armağan,
Bıraktı Ata’m.
Sağız vatanca,
Kafamız zinde,
Tek bir kitleyiz,
Ata izinde.
Ata’yı sevmek,
Kutsal ülkümüz,
O’na benzemek,
Coşkun türkümüz.
Ata her yerde,
Yol gösteriyor,
Koşun güzele,
Bilime diyor.
Samsun’a O’nun,
Çıktığı bugün.
Vatanda düğün,
Çocuğum övün!
Halim YAĞCIOĞLU
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Şiirleri
BU GELEN BANDIRMA VAPURU
Tekmil Anadolu ayakta,
Bu gelen Bandırma vapuru.
Mustafa Kemâl’in bakışı
Göklerden duru.
Boz kalpağın hele bir çıkarsın Mustafa Kemâl
Altın saçları pırıl pırıl uçuşur rüzgarda.
Mustafa Kemâl’in elbisesi
Rütbesiz, nişansız…
Ve avuçlarında
Kaderi yazılmış Türkiye’nin.
Karadeniz sereserpe uzanmış önünde
Bandırma vapuru yavaş yavaş yol alır,
Gazi Anadolu divan kurmuş bekleşir
Mustafa Kemâl geliyor.
Vapur yaklaşır, yaklaşır;
Secde eder dağlar taşlar.
Selam verir Gazi Anadolu’m;
Bandırma vapurunun içinde.
Güneşten süt emmiş
Bir sarışın kahraman var.
Mustafa Kemâl, ölümsüz kahraman,
Sen Samsun’a ayak bastığın an,
Al bir bayrak gibi açılıp rüzgarınla,
Dalgalandı vatan.
Özker YAŞIN
19 Mayıs ile ilgili Şiirler
19 Mayıs
Bugün 19 Mayıs
Gençlik bayramı var!
Bugün Samsun ufkundan
Yeni bir güneş doğar.
Karanlığa gömülmüş,
Vatana nur oldu O,
Yas bağlayan ruhlara,
Yüreklere doldu O…
O bir yaman volkandı,
Başbuğdu, kahramandı…
Bugünü kuran odur,
Yurdu kurtaran odur.
Bugün 19 Mayıs
Gençlik bayramı var!
Bugün Samsun ufkundan
Yeni bir güneş doğar.
İ.Hakkı TALAS
güzel 19 mayıs şiirleri
Mustafa Kemal’i Düşünüyorum
Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Yeleleri alevden al bir ata binmiş;
Aşıyor yüce dağları, engin denizleri,
Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda,
Işıl ışıl yanıyor mavi gözleri.
Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Yanmış, yıkılmış savaş meydanlarında,
Destanlar yaratıyor cihanın görmediği,
Arkasından dağ dağ ordular geliyor
Her askeri Mustafa Kemal gibi.
Mustafa Kemal’i düşünüyorum
Gelmiş geçmiş kahramanlara bedel
Hükmediyor uçsuz bucaksız göklere;
Al bir ata binmiş yalın kılıç
Koşuyor zaferden zafere.
Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Ölmemiş bir Kasım sabahı;
Yine bizimle beraber her yerde.
Yaşıyor dört köşesinde vatanın;
Yaşıyor damar damar yüreklerde.
Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda,
Mavi gözlerini ışıl ışıl, görüyorum,
Uykularıma giriyor her gece.
Ellerinden öpüyorum.
Az ve öz olarak anlatılmış, halkın malı olmuş hikmetli sözlere atasözü denir. Atasözlerinin doğuşu, ilk söyleyenin kim olduğu belli değildir. Genellikle yüzyıllar süren tecrübelerin mahsulü olarak ortaya çıkarlar. Atasözlerinin edebiyatta önemli yeri vardır. Eski şairler atasözlerini şiirlerine almışlardır. Biz de sık sık atasözlerini kullanırız. Atasözü, her ülkede vardır. Genellikle bilgeliğe önem veren Doğu ülkelerinde Batı’ya göre daha çok atasözü olur. Bazı atasözleri hemen hemen bütün ülkelerde aynıdır. Bu da insanlığı ilgilendiren gerçeklerin birçok ülkelerde aynı olduğunu gösterir. Türk atasözlerini ilk derleyen eser Kâşgarlı Mahmud’un Dîvân-ü Lügati’t Türk adlı eseridir.
Hayvan derilerini işleyerek dayanıklı hale getirmeye ‘’dericilik’’ denir. Eski çağlardan beri insanlar deriden çeşitli biçimlerde yararlanmışlardır. Denildiğine göre Çinli bir el sanatçısı deriyi çeşitli biçimlerde işlemesini becermiş ilk dericidir. Kâğıdın ortaya çıkmasından önce yazılar deri üstüne yazılırdı. Dericilik Avrupa’ya Doğu’dan geçti. Çinliler’den, Araplar’dan, Türkler’den bu sanatı öğrenen çeşitli uluslar, örneğin İspanyollar, dericiliği geliştirdiler. Yeni gelişmekte olan plastik endüstrisi, dericiliğin gelişmesini biraz durdurmuştur. Ülkemizde II. Mahmut zamanında İlk modern dericilik merkezi çalışmaya başladı. Cumhuriyetten sonra yurdun değişik bölgelerinde irili, ufaklı merkezler açılmıştır. Deri yurdumuzda daha çok ayakkabı yapımında kullanılır.
Derinin işlenmesi: Hayvan kesildikten sonra deride bol miktarda su vardır. Bu derinin zamanla bozulmasına sebep olur. Bunu önlemek İçin tuzlamak ya da kurutmak gerekir. Bu ham deriyi kullanılacak hale getirmek için yapılan işleme sepicilik denir. İki türlü sepileme yapılır. Biri bitkisel olur. Bütün bitkilerde bulunan ve tanen denilen acı madde deriye değince onu koruyan ve bozulmasını önleyen bir bileşim yaratır. İkinci sepileme yoluysa madensel olur. Deri krom bileşiklerinden hazırlanmış bir banyoya batırılır. Sepileme bittikten sonra deriler kurutulur, kesilir, boyanır ve cilalanır.
Zamanımızda yapma deri de elde ediliyor. Bundan çanta, ayakkabı, bavul gibi eşyalar yapılabiliyor. Deri artığı, kâğıt, çuha gibi maddeler kauçuk gibi kimyasal maddelerle yoğrularak yapma deri elde edilir.
Doğu Anadolu bölgesinde bir ilimizdir. Kuzeybatısında Muş ve Ağrı, doğusunda Van gölü; güneydoğusunda Van, güney ve güneybatısında Sürt illeri vardır. Yüzölçümü 6 707 km2, nüfusu 218 305’tir. İl merkezinin yüzölçümü 1 631 km2, nüfusu.68.132 , belediye sınıfları İçinde kalan nüfusu 38.130’dur. Okumaya devam et BİTLİS HAKKINDA BİLGİ
İpliği kumaş, halı, kilim v.b. durumuna sokma işlemine dokumacılık denir. İnsanlara giyinmek, evlerini döşemek için dokunmuş eşya, kumaş, kilim, halı gerekliydi. Bu yüzden daha ilk çağlarda ipliği ve bunu dokumanın yollarını buldular. Okumaya devam et Dokumacılık