TOTEM VE FETİŞ

TOTEM VE FETİŞ

ilkel boyların dini totemizmdi. Totem bir boyun ortaklaşa atası ve koruyucusu sayılan bir bitki ya da hayvan cinsiydi. Bu bitki ya da hayvan cinsi kutsal sayıldığı için yenmezdi. Boya bağlı insanlar, hayvanlar, eşya ve aletler bu totemin işaretini taşırdı. İnanışa göre totem toprağın bereketini, hayvan sürülerini arttırır, felâketlere karşı boya bağlı olanları korur, doğumlara yardım ederdi. Boya bağlı insanlar toteme karşı korkularını, şükranlarını, sevinçlerini, acılarını dans ederek, şarkı söyleyerek anlatıyorlardı. Tiyatro, müzik, dans  gibi sanat  dallarının  bu  yüzden hep dinsel törenlerden doğduğu söylenir. Zamanla totem sembolik bir şekil aldı. Kutsal sayılan hayvan ya da bitkinin bir modeli yapıldı. Bunlara put ya da fetiş denir. Bugün bu din fetişizm diye bilinir. Günümüzde 190 milyon insan fetişizme inanmaktadır. Toplumlar gelişip, iyiden iyiye örgütlenmeye başlayınca insanın toplumla olan ilişkisi karmaşık biçim aldı. Bunu dinlerin çoktanrılı dinlere dönüşmesi izledi. Tek tanrılı dinler de kuvvetli merkezsel bir idarenin kendini gösterdiği çağlarda yerini buldu.

Totem Ve Fetiş
Totem Ve Fetiş

Din Kavramı

Din Kavramı

Din duygusu insanlık tarihi kadar eskidir. Hatta diyebiliriz ki, çok yakın çağlara kadar dinler tarihi, insanlık tarihi olmuştur. Çünkü insanla insanın dışındaki güçler arasında bir denge kurmayı hedef tutan dinler insan toplumlarına yüzyıllar boyunca ışık tutmuştur. Toplum hayatının birçok öğesi kaynağını ya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak dinden almıştır. Öte yandan dinden doğmuş olmakla birlikte bir zaman sonra bağımsızlıklarını kazanan bilim, felsefe gibi konular dinlerde değişiklik yaratan önemli adımlar atmışlardır. Kısacası, insanın bilgi dünyası değişip geliştikçe, her ilerlemeye uygun olarak eski dinler ortadan kalkmış, yerine yenileri çıkmıştır. Bütün dinlerde ortak özellik kutsal bir şeye inanmak fikridir.

Dinlerin gelişmesi tarihi 3 aşamada ele alınabilir. İlk aşama putperestlik dediğimiz ve insanların çevrelerindeki kendilerine en yakın bazı eşyalara tapmasıyla belirlenen çağdır. Ağaç, hayvan, güneş gibi insan dışı, ama insanın günlük hayatında çok büyük yer tutan varlıklar kutsal değer kazanmıştır. İnsanlar bunların doğa üstü yetenekleri olduklarına, dün yada görülen düzeni sağladıklarına inanmışlardı.

İkinci aşama çoktanrılı dinlerin ortaya çıkmasıyla belirdi. Eski Yunan, Mısır, Hitit, Sümer dinlerinde görüldüğü gibi çevredeki günlük eşyalar kutsal değerlerini yitirmişler, onun yerine iyilik, kötülük kavramlarını yüklenen insanüstü soyut fikirler belirmiştir. Bu tanrıların her biri başka bir görevle yükümlüydü. Örneğin ekinin, bereketin, yağmurun, savaşın hep ayrı tanrıları vardı. Bunlar her toplumun kendi mitologyasına göre insanların ulaşamayacağı başka bir dünyada yaşarlardı; bizim dünyamıza zaman zaman inmeleri de burada kendi konularında bazı çalışmalar yapmak içindi.

Üçüncü büyük adım çok tanrılıktan tek tanrılı dinlere geçişle oldu. Bunlarda dünyayı, evreni yaratan, insana can veren, canını alan, bir çok gücün kaynağı olan ve evrende kendini gösteren şaşmaz düzenin yürütücüsü olan tek bir tanrı vardır. Tek tanrı düşüncesini ilk önce Mısır firavunlarından IV. Amenofis’in ortaya attığı söylenir. Bununla birlikte bu kavramı bir sistem haline getiren ve yeni bir din kuran Musa olmuştur. Onun kurduğu Museviliği Hıristiyanlık izlemiştir. Müslümanlık en son din olarak kendini göstermiştir.

Tek tanrılı dinler de kendi içlerinde zaman zaman büyük değişikliklere uğramışlardır. Aslında tanrıyla insan arasındaki ilişkileri kuran ve düzenleyen bir kurum olan din, toplumlar değiştikçe bu değişikliğe ayak uydurmuştur. Bazı çağlarda da gelişmeleri izleyemediği için gerilerde kalmış, kendini değiştirmiştir.

Din Kavramı
Din Kavramı

Dillerin Ortaya Çıkışı

Dillerin Ortaya Çıkışı

Dillerin nasıl ortaya çıktıkları hiç bilinmiyor. Dil yazıdan da önce doğduğu için eski yazıtlardan yararlanmak ya da kazılardan çıkan belgelere baş vurmak bir işe yaramıyor. Bu yüzden bu konudaki kuramlar (teoriler) bilimsel bulunmuyor. Bazılarına göre insanlar hayvanların seslerini taklit ederek ve bunu geliştirerek dilleri yaratmışlardır. Buna karşılık bazıları da insanların ilk karşılaştıkları yaratık olan hayvanlara birer ad taktıklarını ve dili bunun üzerine kurduklarını söylüyorlar. Öte yandan dilin insanda doğuştan var olduğunu düşünenler ve onların tersine tecrübeyle elde edildiğini söyleyenler var. Bu sonuncular kendi kendine bırakılmış, başka insanlarla hiç karşılaşmamış çocukların yeni bir dil yaratamadıklarını kandırıcı bir delil olarak gösteriyorlar.

Dillerin Ortaya Çıkışı
Dillerin Ortaya Çıkışı

DİL DEVRİMİ

DİL DEVRİMİ

Bir dildeki yabancı sözleri ve kullanılışları atarak dilin arılaştırılması akımına dil devrimi denir. Atılan sözlerin yerine ya daha eski kaynaklardan sözler konur, ya da bir bölgenin ağzından kelimeler seçilir. Zaman zaman da bütünüyle yeni kelimeler yaratılır. Böylece dil hem anlaşmış olup benliğine dönmüş olur, hem de kavramların karşılığı bulunmuş olur. Böylesine bir çaba birçok dilde kendini göstermiştir. Türkçemizde de Atatürk, dil devrimine öncülük etmiştir. Avrupa ülkelerinde yabancı sözlere tepki gösterme ilk defa Fransa’da olmuştu. Fransızca bir Latin dili olduğu halde Fransızlar XVII. yüzyılda kendi dillerine Yunanca, Latince, İtalyanca gibi dillerin gereğinden fazla girdiğini düşünmüşler ve dillerini temizlemek istemişlerdi, kurulan «Fransız Akademisi» bu konuda birçok çalışma yapmıştır. Öte yandan Almanya’da da buna benzer dil devrimi çabaları olmuştur. Yakın zamanlarda ise «radyo, telefon, otomobil» gibi sözlerin Almancalarını bulup yerleştirme yolunda sürekli çalışmalar yapılmıştır. XVIII. yüzyılda Macarlar da bir dil devrimi yapmış ve dillerini Alman ve Latin baskısından kurtarmışlardır. Bu akım dillerine 10 000 den fazla yeni söz kazandırmıştı. Fince, Çekçe, Bulgarca, Arapça, Farsça gibi diller de zaman zaman devrimler geçirmiştir.

Dil Devrimi
Dil Devrimi

DEĞİŞİK DİLLER

DEĞİŞİK DİLLER

Sağır ve dilsizlerin ellerini kullanarak konuşmaları, böylece anlaşmaları da bir dildir. Buna benzeyen sözsüz, sessiz tiyatro oyunlarında (pantomimde) de bir bakıma bu çeşit bir dilden yararlanılır. Okumaya devam et DEĞİŞİK DİLLER

Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var

Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var

Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var atasözünün açıklaması, Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var kompozisyon, Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var anlamı, Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var ile ilgili kompozisyon, Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var ne demek, Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var hikayesi, Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var karikatürü, Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var nedir, Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var örneği.

 Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var

Bu atasözümüz oldukça ünlü ve manalıdır. Bu hayatta hiçbir şey desteksiz yapamaz. Tek başımıza herhangi bir yardım olmaksızın başarabileceklerimiz çok azdır. Birlikten kuvvet doğar. Örneğin yarın ki İngilizce sınavına çalışıyorsunuz. Fakat İngilizce de çok başarılı değilsiniz. Matematiğiniz çok iyi. Bunun tam tersi durumundaki arkadaşınızdan yardım alabilir sizde ona matematik sınavı için yardımcı olabilirsiniz. Böylelikle birbirinize yardımcı olur tek başınıza üstesinden gelemeyeceğiniz sorunları çözmüş olursunuz.

Damlaya Damlaya Göl Olur

Sakla Samanı Gelir Zamanı Atasözü

Kusursuz Dost Arayan Dostsuz Kalır

Abanın Kadri Yağmurda Bilinir Atasözü

Yorum yazın Tüm Türkiye Sesinizi Duysun…!

Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var
Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var

Dil Ortaya Nasıl Çıkmıştır?

DİLİN TÜREYİŞİ

Dillerin nasıl ortaya çıktıkları hiç bilinmiyor. Dil yazıdan da önce doğduğu için eski yazıtlardan yararlanmak ya da kazılardan çıkan belgelere baş vurmak bir işe yaramıyor. Bu yüzden bu konudaki kuramlar (teoriler) bilimsel bulunmuyor. Bazılarına göre insanlar hayvanların seslerini taklit ederek ve bunu geliştirerek dilleri yaratmışlardır. Buna karşılık bazıları da insanların ilk karşılaştıkları yaratık olan hayvanlara birer ad taktıklarını ve dili bunun üzerine kurduklarını söylüyorlar. Öte yandan dilin insanda doğuştan var olduğunu düşünenler ve onların tersine tecrübeyle elde edildiğini söyleyenler var. Bu sonuncular kendi kendine bırakılmış, başka insanlarla hiç karşılaşmamış çocukların yeni bir dil yaratamadıklarını kandırıcı bir delil olarak gösteriyorlar.

Dil Nasıl Ortaya Çıktı
Dil Nasıl Ortaya Çıktı

DİL NEDİR

DİL

İnsanların düşünce, duygu ve dileklerini anlatmak için kullandıkları düzendir. Konuşma seslerle ve kelimelerle yapılırsa da bazen el hareketlerinin de bir dili vardır. Birbirimizin derdini ancak ortak bir dille anlarız. Kendimizi anlatmak için çıkardığımız sesler, çizdiğimiz işaretler, yaptığımız el hareketleri çevrem izdekilerin anladığı şeyler olurlarsa bu bir dil olur. Dil bir bakıma insanla birlikte var olmuştur; ilk insanların bile bir dille anlaştıkları söylenebilir. Diller tarih boyunca durmadan değişmiştir. Bazıları ise zamanla yok olmuştur. Bunlara ölü diller denir. Günümüzde kullanılmakta olan diller ise yaşayan dillerdir. Bir insan doğduktan sonra ilkönce çevresindeki dili duya duya ve taklit ede ede öğrenir. Yeryüzünde sayısız diller vardır. Bu dillerin kendi içlerinde de farklılaşmalar göze çarpar. Aynı ülkenin bir bölgesinde kullanılan bazı sözler öteki bölgelerde kullanılmaz; bazı kelimeler başka türlü söylenir. Bu başkalıklar bazen o kadar farklı olur ki o bölgelerin insanları birbirlerini anlayamayacak duruma düşerler. Bir dilin bu başka başka kullanılışına diyelek denir. Örneğin Türkiye Türkçesi ile Azeri Türkçesi ayrı diyeleklerdir. Bir de aynı diyeleğin içinde küçük başkalıklar göze çarpar; aynı kelime bir yerde ötekilerden değişik söylenir. Bunlar da ağızdır, İstanbul ağzı, Kastamonu ağzı gibi.

Beden Dili
Beden Dili

Atatürk’ün Sporla İlgili Sözleri

Atatürk’ün Sporla İlgili Sözleri

Atatürk’ün sporla ilgili sözleri, Atatürk’ün  sporla ilgili özlü sözleri, Atatürk’ün  sporla ilgili sözleri ve açıklamaları, Atatürk’ün  sporla ilgili özdeyişleri, Atatürk’ün  sporla ilgili düşünceleri, sporla ilgili özdeyişler, Atatürk’ün  spor ile ilgili güzel sözleri, Atatürk’ün spora verdiği önem, Atatürk’ün sporla ilgili kısa sözleri, Atatürk’ün sporla ilgili sözleri ve anlamları.

Türk sosyal bünyesinde spor hareketlerini düzenlemekle görevli olanlar, Türk çocuklarının spor hayatını yüceltmeyi düşünürken sadece gösteriş için herhangi bir yarışmada kazanmak azmiyle spor çizmezler. Esas olan bütün yaştaki Türkler için Beden Eğitimi sağlamaktır.

Atatürk’ün Sporla İlgili Özlü Sözleri

Açık ve kat’ i söyleyeyim ki , sporda muvaffak olmak için her türlü muavenetten ziyade, bütün milletçesporun mahiyeti ve kıymeti anlaşılmış olmak ve ona kalpten muhabbet ve onu vatani vazife telâkki eylemek lâzımdır.

Atatürk’ün Sporla ilgili Kısa Sözleri

Her boy ölçüşmede arkalarında Türk Milletinin bulunduğu ve Millet şerefini düşünmelerini Türk sporcularına meslek düsturu olarak kaydediyorum.

 Atatürk’ün Sporla ilgili Sözleri ve Anlamları

Bütün millet ve memleket evlatlarını sportmen yapabilmek için sarfedilen çalışmanın ehemmiyet ve kudsiyeti aynı derecede kıymetli ve mühimdir.

Atatürk’ün  Sporla ilgili Sözleri ve Açıklamaları

  Spor yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlâk da bu işe yardım eder. Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler , zekâ kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben Sporcunun zeki  çevik aynı zamanda ahlaklısını severim.

Atatürk’ün  Sporla ilgili Özdeyişleri

 Her çeşit spor faaliyetini Türk gençliğinin milli terbiyesinin ana unsurlarından saymak lâzımdır. Bu işte hükümetin şimdiye kadar olduğundan daha çok ciddi ve dikkatli davranması , Türk gençliğinin spor bakımından da milli heyecan içinde , itina ile yetiştirilmesi önemli tutulmalıdır.

Atatürk’ün  sporla ilgili düşünceleri

Müspet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir Terbiyesinde olduğu kadar Beden Terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kuvvetli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık delilidir.

Atatürk’ün Sporla İlgili Sözleri

Türk milleti anadan doğma sporcudur. Henüz yürümeye başlayan köy çocuklarını bile harman yerinde güreşirken görürsünüz. Ata en çok  ve iyi binen yalnız Türk erkekleri değildir. Türk kadını da bu işi iyi bilir.

Yorum yazın Tüm Türkiye Sesinizi Duysun…!

Atatürk’ün Resimleri

Atatürk ve Spor
Atatürk ve Spor

DİL AİLELERİ

DİL AİLELERİ

Bugüne kadar gelmiş geçmiş dillerin sayısını bulmak çok zordur. II. Dünya Savaşından biraz önce yapılan bir çalışmaya göre yaşayan ve ölü dilleri bir araya koyarsak 2 796 ayrı dilden söz  edebiliriz. Bu kadar çok dili sınıflamak da ayrı bir sorun olmaktadır. Bazı bilginler dilleri kaynaklarına, akrabalıklarına göre gruplamaktadırlar. Bazıları da yapılarına göre sınıflarlar; tek heceli (örnek: Çince, Tibetçe), çok heceli (Türkçe, Japonca), bükümlü (Hintçe, Almanca, Fransızca) diye üçlü bir sınıflama çok yaygındır. Bunlardan çok hecelilerde kök kelimenin harfleri yer değiştirmez, önek ve soneklerle yeni kelimeler türetilir. Bükümlülerde ise kelimelerin harfleri yer değiştirir ve yeni 3 kelimeler yaratır. Yaşayan dilleri akrabalıklarına göre sınıflarsak 14 grup elde ederiz.

1          — Ural- Altay.  Örnek:  Türkçe, Macarca, Moğolca, Fince. (124 milyon)

2          — Hint – Avrupa. Örnek: Hintçe, Farsça, Kürtçe, Almanca, İngilizce, Yunanca, Fransızca, İspanyolca, Kuşça, Arnavutça, Çingenece. (1,5 milyar).

3          — Kafkas. Örnek: Çerkezce, Gürcüce, Lazca. (5 milyon).

4          — Sami. Örnek: Arapça, İbranice. (97 milyon).

5          — Hami. Örnek: Berberce. (14 milyon).

8          — Afrika. Örnek: Bantu, Sudan, 1 Gine. (147 milyon).

7          — Amerika. Örnek: Aztek, Apaş. (14 milyon).

8          — Kuzey. Örnek: Eskimoca, Laponca. (140 bin).

9          — Dravit. (106 milyon).

10        — Okyanusya. Örnek: Polinezya, Havay dilleri. (1 milyon).

11        — Okyanusya Zenci. Örnek: Yeni Gine, Tasmanya dilleri. (2 milyon).

12        — Endonezya. Örnek: Malay, Cava, Sumatra dilleri. (112 milyon).

13        — Çok heceli Uzak Doğu dilleri. Örnek: Japonca, Korece. (129 milyon).

14        — Tekheceli Uzakdoğu dilleri. Örnek: Çince, Tibetçe. (750 milyon).

Dil Aileleri Tablosu
Dil Aileleri Tablosu