Asurlular

ASURLULAR M. Ö. 2 000’lerden M. Ö. 612 yılına kadar, önce Asur şehrinde sonraları Mezopotamya (bugün Irak’ın bulunduğu bölge), Elam, Suriye ve Mısır’da yaşamış ünlü bir millet ve bu milletin kurduğu devletin adıdır.

Asurlular Sami denilen kavimdendiler. Önceleri Arabistan’da yaşıyorlardı. Sonraları, daha elverişli topraklar bulmak için kuzey Mezopotamya’ya göç ettiler. Burada yerli halkla karışarak, yüzyıllarca süren Asur uygarlığının temelini attılar. Bu yeni yurtları da dağlık ve verimsizdi. Asurlular, geçimlerini sağlamak için avcılığa ve komşu devletlerle savaşmaya yöneldiler.  Komşularıyla yaptıkları savaşların çoğunu kazandıkları için zenginleştiler. Büyük şehirler kurmaya koyuldular. İlk büyük önderleri I. Sargon zamanında ülkelerini genişlettiler. Asurbanipal zamanında Asur en büyük kültür merkezlerinden biri oldu.  Sonunda bu aşırı zenginlik Asurluları şımarttı, zalimleştirdi. Egemenlikleri altındaki uluslara ve komşu ülkeler halkına, savaş esirlerine çok kötü davranmaları düşmanlarını arttırdı. M. Ö. 612’de ünlü şehirleri Ninova’nın Medler tarafından yakılmasıyla tarihten silindiler.

Asurluların Tarihi

4000 yıl önce kurulmuş olan Asur devletinin tarihi; eski, orta, yeni Asur çağları olarak üçe ayrılır.

Eski Asur Çağı M.Ö. 2100 1890 yılları arasındaki dönemdir. Önce Kral Huşuma, Asur’u bağımsız bir devlet yapmıştır. Daha sonraki krallar İrusum ve tkunurtı Asur’un bağımsızlığını sürdürmüşler, bayındır bir ülke durumuna sokmuşlardır. Kral I. Sargon, devletin sınırlarını doğuya doğru genişletmiştir. Asur, eski çağın sonlarında gerilemiş, Babil ve Mitanni devletlerine boyun eğmiştir.

Orta Asur Çağı M.Ö. 1200 yıllarına kadar sürdü, Asurlular Eski Çağ’dan sonra Mitanni ve Babil egemenliğine girdiler. Orta Asur Çağı’nda Kral Asur Uballit yurdunu Babil etkisinden kurtarmış ve Asur’u büyük bir devlet durumuna getirmiştir. Ondan sonraki krallar Enlil-Narari, I. Adad-Narari, I. Salmanasar ve Tukulti-Ninurta döneminde de Asurluların yükselişi devam etmiştir. Bu dönemde Asurlular Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki verimli topraklara yerleştiler.

Yeni Asur Çağı M.Ö. 900 yılından Asur’un yıkılışına kadar süren dönemdir. M.Ö, 1117’de 1. Tiglatplieser tahta geçti. Asur’un sınırlarını Filistin’e ve Akdeniz’e kadar genişletti. Bu arada Asur şehrinin önemi azaldı. Kalak şehri başkent oldu. M.Ö. 745’te başa geçen 3. Tiglatpileser ülkedeki karışıklıkları bastırdı. Babili, Suriye’yi, Fenike’yi ele geçirdi. M. Ö. 722’de 2. Sargon’la Asur’ un en parlak dönemi başladı. Van’a kadar bütün Urartu, Basra’ya kadar, Babil ülkesi ele geçirildi. Kıbrıs haraca bağlandı. Sargon’dan sonra yerine geçen oğlu Sanherib, Babil kralını yenerek Babil tahtına oturdu. Ninova’yı onardı ve ve Asura başkent yaptı. M. Ö. 667’de tahta çıkan Asurbanipal bir yandan komşularıyla zalimce savaştı, bir yandan da ülkesini büyük kültür merkezlerinden biri durumuna yükseltti. Sümer ve Babil kültürünü canlandırdı. Eski eserleri içine alan ünlü bir kütüphane kurdu. Böylece birçok eserin günümüze ulaşmasını sağladı. Bu kütüphanedeki kitapların hepsi tabletlerden yapılmıştı, yani yumuşak kil üzerine çiviyle yazılıp sonra pişirilmişti. Asurbanipal’in ölümünden sonra ülkede her yönden çöküntü başladı. Sardanapal (Şinşarişkun) zamanında Med Kralı Keyaksar yönetiminde birleşen Babil ve diğer devletler Asur‘a yürüdüler. Ninova’yı baştan başa yakıp yıktılar. Böylece savaşçı, zalim ve insafsız bir ulusun kurduğu Asur imparatorluğu M.Ö. 612’de sona erdiler ve başka kavimlere karışıp yok oldular.

ASURLULARDA KÜLTÜR VE SANAT

Asur ulusunun önceden yaşadıkları soğuk ve dağlık yerler, korunmak zorunda kaldıkları yaban hayvanları, onları dayanıklı ve yırtıcı yapmıştı. İnsafsızca savaşırlar, şehirleri kuşatmayı, savaş araçları kullanmayı iyi bilirlerdi. Sami diliyle konuşurlar, Sümerlerden öğrendikleri çivi yazısını kullanırlardı.

Edebiyatları da Sümerlerin etkisi altında kalmıştı. Destanlar, ilâhiler, kral yazıtları, mektup, hayvan masalları en yaygın edebiyat türleriydi.

Asur sanatının doğu sanatından ayrı olan en önemli yönü, dini olmaktan kurtulmasıdır. Tanrı heykelleri yaptıkları gibi kral heykelleri de yapmışlardır. Tapınaklar saraylara ek olarak kurulmuş ve genellikle iki tanrıya ayrılmıştı. Mimarlıkta ölçülerin büyüklüğüne önem verirlerdi. Sarayları heykeller ve kabartmalarla süslerlerdi. Kapılara insan yüzlü, kanatlı boğa heykelleri dikerlerdi. Odaların ve iç avluların duvarlarını kabartmalarla süslerler; bir şehrin kuşatılması, askerlerin nehri geçmesi, suçluların cezalandırılması gibi olayları bu kabartmalarda gösterirlerdi. Hayvan heykellerinde çok başarılıydılar. İnsan heykellerinde başarılı olamamışlardır.

İlgili Diğer Konular:

Babil

Fenikeliler

 

Asur Şiiri

Asur 

Ah Barbara
Ne hırboluktur savaş
Jacques Prevert

var git allı turna başka ellere
kanadı ayın sarısı
gayrı bakışları saplanamaz kedere
kemikli kara elleri
uzanmaz yufka dürüme
bir çocuğun saçlarını okşamaz
var git deli poyraz var git
cesetler üşümez ki
ince ince kar altında
kalan tomurcuk güldüler
bir selam getirse allı turnalar
işitemez kulakları
karlı gecede öldüler

sonra cellâtlar yürüdü
dağ yelleri susakaldı
basarak ay ışığına
basarak bülbül sesine
parmağına kan buladı
şarap tadında yaladı

sonra cellâtlar yürüdü
sonsuz bir acıyı dokurcasına kara toprağa
kirkit kirkit
dokurcasına kilim
dokurcasına hasır
Asur
Asur

bütün çocukları kesilmiş anaların avazı gibi
bir kıran yeli yaladı havayı
o en eski derviş ağaçtan yabasıyla
yıldızları savurmaya durdu
bütün tanrıları kudurtacaktı
biliyordu

gecenin somununun tam yarısında
korku kutsanırdı her katliamda
ateşler
yine de sönmedi
dağ başlarında
onar onar
biner biner
sonra sayısız on biner
kesildiler kar altında

güler mi geride kalan
gülüşte yara diner mi
olur mu yürekte nasır
dağlar taşlar susakalmış
Asur
Asur
……………………………………..

ne yandan gelir bilinmez
cenderek denilen rüzgâr
bir toz direğine tutunur ucu gökte
içinde yol alan zulüm tanrıları
bozkırlarda iz sürer
yazgı kara
şafak al
bozkır uzanır bir vahşi sarı
ala dağlar koyağında yayılır
hükümdarın davarları
ovalarda çıvgın atları
katırları sığırları

yoksulun canının okkası kaça
bir sinek ve bir insan
arasında
ne fark var
cenderek yelidir ölüm soluğu
gelir savurur zamanın alnacında
insanı kum gibi
bilinmez nerede yanlış
nerede kusur
dağlar taşlar
Asur
Asur…

Asurlular

Tagged under: , , , , ,

13 Comments

  1. Angith Cevapla

    diyor ki:kendisini hi sridvyoemum. hele ki su ”yok b yle dans” yarismasindaki hal ve tavirlari beni benden aliyordu. ge en hafta elenene kadar ” offf git l sen ya ” seklinde hosnutsuz yorumlar yapiyordum kendisine :S d n haberi aldigimda inanilmaz bir su luluk duygusu hissettim, sanki ben neden olmusum l m ne gibi :S ger ekten z ld m, yavrusuna z ld m en ok da ve bu ger ek tokat gibi yapisti y z me tekrar; bug n variz, yarin yokuz

    1. yasemin Cevapla

      g lay diyor ki:sabah duydugumda “hiiiihhhhhh” dedim derin derin. sonra bir sizi yerlesti kaldi neden oldugunu belmidigim. ben de ilk ama k c k bebegi vardi diyenlerdenim belki de anne olmamdan kaynaklanan i g d yle. neye z ld g m d s nd m sonra farkettim oglunun ona doyamamis olmasina, hi bir zaman kanamayacak olmasina herseyin yarim yarim kalmasina her annesini yaninda istediginde i inde hep bir karadelik a ilacagina, onun oglunun tadina bir daha varamayacak olmasina, esinin hep tam ona seslenecekken yutkunacak olmasina.. bunun gibi birs r sey acitti i imi. l m dedim nasil bisey herseyi herseyi yarim birakiyor.. heleki bu kadar hayatin dibine vuran bir insani.. galiba gidemeyenlerden olacak defne joy hep bir yarisi burda d nyada kalacak..ve onun i in yapilan en dogru yorum suydu:toprak bu enerjiyi nasil hapsedecek?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Back to top